Bu Site Sizin Sizde Yazınızı Gönderin

Evet bu siteye sizlerde yazılarınızı gönderebileceksiniz. Yapmanız gereken içerisinde link ve reklam olmayan yazılarınızı haberdaim@gmail.com adresine mail olarak göndermek.
Hepsi bu kadar. İyi Paylaşımlar
Dikkat edilmesi gerekenler;
Siteye cinsel içerikli, reklam içerikli paylaşımlarda bulunmak yasaktır.
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Sigara paketlerinde bu görseller kullanılacak


Türkiye'de Ocak 2010'dan itibaren sigara paketlerinin üzerine konulacak fotoğraf ve mesajların gençler üzerindeki etkisini kapsayan araştırmada, gençlerin en çok sigaranın ''cinsel iktidarsızlığa neden olur'' ve ''Hamileyken sigara/tütün içmek bebeğe zararlıdır'' uyarılarını içeren mesajları önemsedikleri ortaya çıktı.
Tütün kullanımını azaltmaya yönelik yasakların ardından sigara paketlerinin üzerine konulacak fotoğrafların, tütün kullanım oranlarını ciddi oranda azaltması öngörülüyor.
İngiltere, Belçika ve Romanya gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra Brezilya, Tayland ve Singapur gibi ülkelerde de uygulanan yöntem, Ocak 2010'dan itibaren Türkiye'de de hayata geçirilecek.
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun (TAPDK) kararı çerçevesinde sigara paketlerinde yazılı uyarıların yanı sıra, AB uygulamaları dikkate alınarak belirlenen 14 fotoğraf da yer alacak. Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı tarafından, sigara paketlerinin üzerine konulacak fotoğraflarla ilgili gençler arasında yapılan araştırmada ilginç sonuçlara ulaşıldı.
HÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Bilir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ankara'da 14-18 yaş aralığındaki 494 lise öğrencisi arasında yaptıkları araştırmada, gençlerin en çok sigaranın ''cinsel iktidarsızlığa neden olur'' ve ''Hamileyken sigara/tütün içmek bebeğe zararlıdır'' uyarılarını içeren mesajları önemsediklerinin ortaya çıktığını söyledi.
Öğrencilerden yüzde 70'inden fazlasının, bu iki mesajı ''en etkili mesaj'' olarak nitelendirdiklerini ifade eden Bilir, şunları kaydetti:
'Gençler tarafından 'en az etkili' olarak değerlendirilen mesajlar ise sigarayı bırakma konusunda en yakın sağlık kuruluşundan yardım alınabileceğine işaret eden mesajlar oldu.Fotoğraflar arasında da gençlerin yüzde 90'ı boynunda tümöral bir kitle olan genç bir kişinin resmi ile ağzında yaralar ve çürük dişler olan kişinin fotoğrafını etkili buldu.''

-UYARILAR, DÖNÜŞÜMLÜ OLARAK DEĞİŞTİRİLECEK-

TAPDK tarafından yapılan yeni düzenleme ile sigara ve tütün mamullerinde yazılı uyarıdan sonra fotoğraflı uyarı da yer alacak. Fotoğraf ve yazılardan oluşacak uyarılar, piyasaya arzına izin verilen dumansız tütün mamulleri dışında kalan tüm tütün mamulü paketlerinin geniş ön yüzeyinde, yüzeyin üst seviyesinden kapak açım ya da bandrol bitim noktasından başlamak üzere yerleştirilecek.
Uyarılar, içerdiği metinsel veya görsel bileşenlere hiçbir şekilde müdahale etmeyecek biçimde genişliği 3 milimetreden az ve 4 milimetreden daha büyük olmayacak siyah sınır çizgisi ile çerçevelenecek. Uyarılar, sınır çizgisi ile birlikte toplam yüzeyin en az yüzde 65'ini kaplayacak. En çok görülebilen geniş ön yüzey, önden açılan sert paketlerde paketin açıldığı yüzeyi, yumuşak paketlerde ise en çok görülebilen yüzeylerden herhangi birini ifade edecek. Uyarılarda mavi, kırmızı, sarı ve siyah renkler kullanılacak. Uyarıların metinsel veya görsel bileşenlerinin görünürlüğü, bandrol, pul, fiyat etiketi veya diğer unsurlarca engellenemeyecek. Uyarılar, yer aldığı yüzeyde paketin açılması ile zarar görmeyecek şekilde yerleştirilecek, metinler Türkçe yazılacak.

-14 FOTOĞRAF BELİRLENDİ-

TAPDK'nın belirlediği uyarılarda şu metin ve buna ilişkin fotoğraflar yer alacak:

-Sigara/tütün içenler genç yaşta ölür. (Morgda bir ölünün fotoğrafı)
-Sigara/tütün içmek damarları tıkar, kalp krizine ve felçlere neden olur. (Kalp krizi geçirirken müdahale edilen hasta konulu fotoğraf)
-Sigara/tütün içmek ölümcül akciğer kanserine neden olur. (Sağlıklı ve kanserli bir akciğer fotoğrafı)
-Hamileyken sigara/tütün içmek bebeğe zararlıdır. (Bebek fotoğrafı)
-Çocukları koruyun: Dumanınızı onlara solutmayın. (Maskeli bir çocuk fotoğrafı)
-Sağlık kuruluşları sigarayı/tütünü bırakmada size yardımcı olabilir. (Doktor ve hastasının bulunduğu bir kare fotoğraf)
-Sigara/tütün içmek yüksek derecede bağımlılık yapar, başlamayın. (Sigara bağımlısı)
-Sigarayı/tütünü bırakmak ölümcül kalp ve akciğer hastalıkları riskini azaltır. (efor testinde bir hasta görüntüsü)
-Sigara/tütün içmek ağrılı ve yavaş bir ölüme neden olabilir. (Ölüm döşeğindeki bir hasta)
-Sigarayı/tütünü bırakmak için doktorunuzdan ve size en yakın sağlık ocağından yardım isteyin. (Yardım eli)
-Sigara/tütün içmek kan akışını yavaşlatır ve cinsel iktidarsızlığa neden olur. (Yatakta birbirine küsmüş 2 genç)
-Sigara/tütün içmek cildin erken yaşlanmasına neden olur. (Kırışmış 2 el)
-Sigara/tütün içmek spermlere zarar vererek doğurganlığı azaltır.(Puseti boş kalmış bir kadın)
-Sigara/tütün dumanında benzen, nitrozamin, formaldehit ve hidrojensiyanit gibi kanser yapıcı maddeler bulunur. (Solunum cihazına bağlanmış bir genç) AA
etiketler:sigara,kanser,sigaranın zararları,kanser resimleri,tütün,tütün mamülleri,hamilelik,sağlık,














25 Temmuz 2009 Cumartesi

Kansere karşı en etkili meyve: Böğürtlen

Kansere karşı en etkili meyve: Böğürtlen

Böğürtlenin sayısız faydası olduğunu ve kansere karşı en etkili meyve olduğunu biliyor musunuz? Böğürtlen kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engelliyor.,

Gülizar Baki'nin haberi

Prof. Dr. Erkan Topuz, böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediğini söylüyor. Topuz, herkese günde bir avuç böğürtlen yemesini tavsiye ediyor. Böğürtleni mevsiminde tüketebileceğiniz gibi yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz. Şurubunu ya da marmelatını da yapabilirsiniz. Ayrıca böğürtlen dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinde de kullanılıyor.

Sıcaktan bunalmış bir vaziyette yürürken karşınıza bir işporta tezgâhında ya da manav reyonunda çıkıyor. Göz alıcı rengi bakar bakmaz ekşi ve ferah tadını hayal ettiriyor. Böğürtlen mevsimindeyiz. Birkaç yıl öncesine kadar az bulunan ve pahalı bir meyve olan böğürtlen şimdilerde hiç olmadığı kadar bol. Dolayısıyla önceki yıllara göre daha ucuz. Çünkü 8 yıldır Tarım Bakanlığı'nın üniversitelerle birlikte yaptığı çalışmalar sayesinde 10 ilde böğürtlen yetiştiriliyor. Tokat, Adana, Samsun, Maraş, Ordu, Erzurum, Erzincan, Malatya, Hatay ve Isparta'da tarlalara böğürtlen dikildi. Bu yıl beklenenden çok hasat elde eden çiftçiler dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinin ihtiyacını karşıladıktan sonra ellerinde kalan ürünü piyasaya sürdü.

Kültür böğürtleni olarak adlandırılan tarla böğürtlenleri hem renk hem de büyü klük olarak göz dolduruyor. Daha küçük ve açık renkli olan yaban böğürtlenleri ise tadı ve faydası bakımından daha makbul. Fakat toplanması zor ve üretimi az olduğu için kültür böğürtlenine razı olmak gerekiyor. Çünkü böğürtlenin başta kanser olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiğini öğrenince bu meyveyi sofralarınızdan eksik etmeyeceksiniz.

Kanser savaşçısı böğürtlen

Böğürtlenin içinde bulunan ellagik asit, antikansorojen madde olarak biliniyor. Onkolog Prof. Dr. Erkan Topuz, Amerika'da hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediğinin, hatta küçülttüğünün ntespit edildiğini söylüyor. Ellagik asit, böğürtlenin yanı sıra, çilek, üzüm ve ahudududa da bulunuyor. Topuz, günde bir avuç böğürtlen yenilmesini tavsiye ediyor. Böğürtlen yaz ortası ve sonbahar başında hasadı yapılan bir meyve. Yılın diğer zamanlarında ise şurubu veya marmelatı tüketilebilir. Böğürtlenin bir özelliği de dondurucuya konulabilen bir meyve olması. Dondurucuda özelliğini ve lezzetini kaybetmiyor, uzun süre kalabiliyor. Dolayısıyla da kışın ortasında taze böğürtlen tüketebilirsiniz. Böğürtlenin sadece meyvesi değil yaprağı ve kökü de kansere karşı etkili. Böğürtlen yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz.

Onkoloji profesöründen böğürtlen şurubu tarifi

Böğürtlenin faydasını göstermesi için yılda birkaç defa yemenin etkili olmayacağını söyleyen Topuz, sürekli tüketilmesini öneriyor. ve kadınlara böğürtlen şurubu tarifi veriyor: Böğürtleni bol olduğu zamanlarda alıp ezerek bir süre kaynatın. Pekmez haline gelmeden sıvı olarak şişeleyin. Kesinlikle şeker katmayın ve bu şuruptan günde üç çorba kaşığı tüketin. Yine böğürtlenli pasta ve dondurmaları bolca tüketebilirsiniz.

Anadolu çiftçisinin meyve yetiştiriciliği konusundaki danışmanı Prof. Dr. Resul Gerçikçioğlu, Türk çiftçisinin böğürtleni nihayet keşfettiğini söylüyor. Hem faydası hem de çok sayıda sektörde kullanılıyor olması böğürtlen üretimini her yıl artırıyor. Birçok bölgede yaban böğürtleni yetiştiği için bugüne kadar tarımını yapmak çiftçilerin aklına gelmiyordu. Bakanlığın ve akademisyenlerin desteğiyle çiftçiler buğday ve karpuz tarlalarına böğürtlen dikti. Kazançlarından da çok memnunlar. Gerçekçioğlu, üretimin iyi gittiği ve böğürtleni daha çok tüketeceğimiz müjdesini veriyor.

Böğürtlenin faydaları saymakla bitmiyor

İçeriğinde bulunan ellagik asit antikanserojen madde olarak biliniyor. Bu madde kanser hücrelerinin ve tümörün büyümesini engelliyor. Göğüs ve rahim tümörünün büyümesini engellediği Amerika'da Kuzey Carolina'daki Clemson Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda tespit edilmiş.

Hafızaya iyi geliyor.

Yaprağından yapılan çay, ağız yaralarını iyileştiriyor.

Kanı temizliyor.

Cildi güzelleştiriyor. Bu sebeple kozmetikte de çok kullanılıyor.

Böğürtlen suyu kan şekerini dengeliyor.

Bol vitamin içeriyor. Özellikle içeriğindeki B grubu vitaminler çocukların gelişimini olumlu yönde etkiliyor. (Zaman)

Etiketler: erkan topuz, böğürtlen, kanser, tümör, hücre gelişim, yarar, fayda, meyve, prof. dr. resul gerçikçioğl,

24 Temmuz 2009 Cuma

Deodorant kanser yapar mı?

Meme kanseriyle ilgili yeni araştırmalara devam ediliyor.
Türkiye Meme Vakfi “Farkındayım korkmuyorum” bilgilendirmelerine devam ediyor.

Dr. Can Gürbüz’ün açıklamaları merak edilen birçok konuya ışık tutuyor. Çalışmalara göre meme kanseri ve terlemeyi önleyici deodorantlar arasındaki ilişki korkusu tam bir efsane.

Son yıllarda koltuk altı antiperspirant (terlemeyi önleyici) deodorant kullanımının meme kanseri riskini artırması ile ilgili çeşitli mecralarda yayınlara rastlanıyor. Bu ürünlerin zararlı maddeler içerdiği ve koltukaltı derisinden veya tıraş edilirken oluşan kesiklerden emildiği belirtilmekte ve meme kanseri riskini artırdığı ileri sürülmektedir.

Türkiye Meme Vakfı konu ile ilgili birçok soru aldığı için bu konuyu açıklığa kavuşturmak amacıyla ilgili araştırma özetlerini şöyle sıralıyor:

Antiperspiran ürünlerde alüminyum bazlı maddeler kullanılmaktadır. Bu ürünler, ter bezlerinin ağzını geçici olarak kapatarak terlemeyi önlemektedir. Bu ürünlerin koltukaltı derisinden emilerek meme kanseri riskini artırabileceği ileri sürülmüştür. Fakat bu varsayım klinik deneyler ile ispatlanmamıştır. Yapılan diğer bilimsel çalışmalarda da böyle bir bağlantıya rastlanılmamıştır.

Dedorantlarda ve antiperspiran ürünlerde bulunan paraben maddesinin de benzer bir etki ile meme kanseri riskini artırdığı ileri sürülmüştür. Bazı meme kanseri olgularında tümör içinde bu paraben maddesine rastlanarak kanser gelişiminde rol alabileceği düşünülmüş, fakat çalışmalarda bu maddenin kansere yol açtığı ispatlanmamıştır.

Amerikan Kanser Enstitüsü (National Cancer Institute) ve ABD Gıda ve İlaç idaresi (FDA) de koltuk-altı antiperspiran ve deodorant kullanımının meme kanseri riskini artırması ile ilgili bilimsel bir veriye rastlanmadığını açıklamıştır.

Bilimsel verilere göre deodorantlar ve antiperspiran ürünlerin koltuk altı kullanımının meme kanseri riskini artırdığı efsanesinin bilimsel bir tabanı olmadığı gözlenmiştir.

Mangalda pişirilen etlerin marine edilmesi meme kanseri riskini azaltır mı?

Mangal ve ızgarada pişirilen etler kısa sürede yüksek dereceli ısıya maruz kalır. Bu süreç sırasında etin üzerinde “heterosiklik amin” adı verilen bazı kimyasal bileşikler oluşur. Bu kimyasal maddelerin meme kanseri ve bazı kanser gelişme risklerini artırdığı çeşitli çalışmalarda bildirilmiştir. Bu nedenle etlerin mangal ve ızgarayla pişirilmesi sağlıklı beslenme ilkelerine aykırı bulunmaktadır.
ABD Kansas Üniversitesi Gıda Teknolojileri Enstitüsü’nde yapılan bir çalışmada, etlerin pişirilmeden marine edilmesi sonucu pişirilme sırasında oluşan ve kanser riskini artıran maddelerin yüzde 70-80 oranında azaldığı bildirildi.
Mangal ve ızgara yapılmadan önce etler, tatlarını artırmak için bazı işlemlerden geçirilir. Örneğin soğan, sarmısak, kimyon karabiber, biberiye, kekik, fesleğen ve benzeri bitkiler eklenip zeytinyağı içinde bekletilir. Bu işlem sırasında kullanılan bitkilerin içerdiği antioksidan maddelerin yüksek ısı sonucu gelişen ve kanser riskini artıran heterosiklik amin oluşmasını önemli ölçüde azalttığı bu çalışmada saptandı.

Mangal veya ızgarada pişirilen yiyeceklerin, pişirilmeden önce çeşitli bitki ve baharatlarla birlikte zeytinyağı içinde bekletilmesi, kanser riski artışını önemli ölçüde azaltması nedeni ile önerilmektedir.

Günde üç fincan yeşil çay

Dr. Gürbüz’ ün yeşil çay ve meme kanseriyle mangalda pişirme arasındaki ilişki konusundaki açıklamaları ise şöyle:

Son yıllarda, yeşil çayın meme kanseri riskini azalttığı veya daha önce meme kanseri ile tanışmış olan kişilerde kanserin tekrar etmesi riskini azalttığı yönünde basında birçok yazı yayınlanmakta. Konuyu bilimsel yönden inceledik.

Harvard Tıp Fakültesi Toplum Sağlığı Bölümü’nde yapılan bir çalışmada 1998- 2009 yılları arasında yeşil çayla ilgili yayınlanan bilimsel çalışmalar incelendi. Buna göre daha önce meme kanseriyle tanışmış kadınlar arasında, günde üç veya daha fazla fincan yeşil çay içen grupta, yeşil çay içmeyen kadınların oluşturduğu gruba göre meme kanserinin tekrar etmesi (nüks veya metastaz) riski daha az görülüyor.

Yani yeşil çay içilmesi meme kanserinin tekrar etmesi olasılığını azaltıyor. Sonuç olarak daha önce meme kanseri ile tanışmış kadınların günde en az üç fincan yeşil çay içmeleri öneriliyor. Dilara Koçak/Milliyet

16 Temmuz 2009 Perşembe

Kepek tüketimi hipertansiyonu azaltıyor

Yeni bulgulara göre tane hububatlar ve özellikle kepek tüketiminin erkeklerde hipertansiyon vakalarını yüzde 19 azalttığı bildirildi.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. M. Hikmet Boyacıoğlu, kan basıncının normalin üzerinde seyretmesinin göstergesi olan hipertansiyonun, ölümcül sonuçlar doğurabilecek önemli bir sağlık sorunu olduğunu söyledi.


Boyacıoğlu, Harvard Üniversitesi'ne bağlı Harvard Kamu Sağlığı Okulu'nun 30 binden fazla erkeğin katıldığı 'Sağlık Çalışanları İzleme Çalışması'na göre tam tane hububatların tüketimindeki artışın hipertansiyonun görülme sıklığını yüzde 19 azalttığını ifade etti.

Yapılan araştırmada, hipertansiyon, kanser, inme veya kalp hastalığı olup olmadığı bilinmeyen 40 ile 75 yaş arasındaki 31 bin 684 erkek sağlık çalışanının 18 yıl süresince izlendiğini aktaran Boyacıoğlu, tam tane hububatların en yüksek miktarlarda tüketiminin en düşük tüketimle kıyaslandığında, hububatların hipertansiyon oluşumunu azalttığının tespit edildiğinin altını çizdi.

Sağlık çalışanlarının toplam kepek tüketimine bakıldığında hipertansiyon oluşumunda ciddi düşüşler yaşandığını ifade eden Boyacıoğlu, "Hipertansiyon kalp ve damar hastalıklarına neden oluyor. Avrupa'daki ölümlerin neredeyse yarsını kalp ve damar hastalıkları oluşturuyor.

Harvard Kamu Sağlığı Okulu'nun yaptığı araştırmaya göre erkeklerde tam tane hububat tüketimi ve hipertansiyon oluşumu arasında bağımsız ters bir ilişki bulunuyor. Hipertansiyon hastalarının tam tane hububatlar ile kepeği çok fazla tüketmesi gerekiyor. Ne kadar fazla tüketilirse o kadar hipertansiyon riski azalıyor." dedi.

7 Temmuz 2009 Salı

Akciğer kanserine karşı kavun

Her 100 bin kişinin yaklaşık 30'unda görülen akciğer kanseri, her geçen gün artıyor.Uzmanlar yaz mevsiminin en çok tüketilen meyvesi kavunun akciğer kanserini önlediğini açıkladı.
Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen akciğer kanserinin en önemli nedeninin sigara olduğu biliniyor. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen kanser türünün akciğer kanseri olduğuna dikkat çeken Avrasya Hospital Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op.Dr. Ali Güven Akıncı, "Akciğer kanseri genellikle sigara içen veya içmiş olan kişilerde görülüyor.

Son yıllarda halk arasında duman altı içici olarak bilinen pasif içiciliğin de kansere yakalanma oranını yüzde 1.3 kat arttırdığı biliniyor" diye konuştu.

SİGARADAN UZAK DURUN

Kansere yakalanmada genetik faktörlerin de etkili olduğunu anlatan Akıncı, ailesinde kanser olan kişilerin kansere yakalanma riskinin çok yüksek olduğunu belirtti. Akıncı, sigaradan tamamen uzak durulmasını tavsiye etti.

SEBZE MEYVE TÜKETİMİ ÖNEMLİ

Bazı beslenme özelliklerinin de akciğer kanseri riskini etkileyebileceğini ifade eden Akıncı, sebze ve meyve tüketiminin akciğer kanseri gelişimi riskini önemli ölçüde azalttığını kaydetti. Akıncı özellikle yaz aylarında kavun, kayısı gibi meyvelerin tüketilmesini tavsiye etti.

DOMATESTEN VAZGEÇMEYiN

Domatesin de kanseri önleyici etkisi bulunduğunu anlatan Op. Dr. Ali Güven Akıncı, "Karatenoidler özellikle havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, domates, kırmızı biberi de sofranızdan eksik etmeyin" ifadesini kullandı.

GÜNDE 3-4 TANE TÜKETİN

Daha önce Illinois Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda domatese kırmızı rengini veren 'likopen' maddesinin erkeklerde görülen prostat kanserine karşı etkili olduğu ve 50 yaşın üzerindeki erkeklerin günde en az 3-4 domates tüketmesi gerektiği belirlenmişti. ‘likopen’ çeşitli kanser risklerini önlüyor ve sağlık sorunlarına karşı vücudun direncini artırıyor. Domatesin içeriğindeki A, B1, B2, C ve K vitaminleri ve çeşitli minerallerle adeta bir sağlık deposu.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

İşte yağ eriten mucize besin

Kırmızı biber içinde öyle maddeler barındırıyor ki her derde deva olduğunu söylesek yalan olmaz. İşte mucize besin.

Özellikle güney ve güneydoğu illerimizde üretilip tüketilen kırmızı biber bilindiğinin aksine çok faydalı bir sebze... Sağlıklı kurutulmuşları da taze yenilenleri de fayda sağlıyor.

Ülkemizde çok fazla üretildiği halde yapılan araştırmalar çok değil. Daha çok Batılı bilimadamlarının araştırmaları bize gösteriyor ki güçlü antioksidan etkisinin yanı sıra kırmızı biberin faydaları saymakla bitmiyor...

İşte bunlardan en az bilineni...

VÜCUTTAKİ YAĞLARI YAKIYOR, ZAYIFLATIYOR

İçindeki acı madde "capcaicin", vücudun kan dolaşımını hızlandırarak ısısını artırmasına neden oluyor. Vücudun forma girmesine yardımcı olan bu etkiye de "termojenes" adı veriliyor. Vücut ısısı ne kadar artarsa yağ yakımı da o derece hızlanıyor. Terlemeyi artırdığı da biliniyor. Bu nedenle de zayıflatmada etkisi büyüK.

KIRMIZI BİBER HER DERDE DEVA... İŞTE MİKROPLARI ÖLDÜREN ÖZELLİĞİ...

ANTİBİYOTİK ETKİSİ GÖRÜYOR

Bulaşıcı hastalıklara karşı etkilidir. Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı direncini artırır. Mikropları öldürüyor.

AYNI ZAMANDA ETKİLİ BİR AĞRI KESİCİ

İçindeki bir başka madde de ağrı kesici ve iltihap çözücü işlevi görüyor. Romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir.

GRİP VE SOĞUKALGINLIĞININ İLACI

İçinde portakaldan daha çok C vitamini barındıran kırmızı biber aynı zamanda grip ve soğuk algınlığına da birebir.

MİDEYE BİREBİR, SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRIYOR

KIRMIZI BİBER MİDEYE BİREBİR

Kırmızı biber, mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır. Mide asidini düzenliyor. Mideyi ısıtır, çalışmağa zorlar, böylece yemeklerin ve bil­hassa et yemeklerinin hazmını kolaylaştırır.

Mide tembelliği, hazım zorluğu, iştahsızlıkta da çok etkili.

Yemeklerin gaz yapmasını önler. İshali geçirir, Kusmaları durdurur.


KOLESTEROLÜ DÜŞÜRÜYOR

Ayrıca kırmızı biberin kolesterol düşürücü etkisi de biliniyor.

KANSERİN ÖZELLİKLE DE PROSTATIN EN BÜYÜK DÜŞMANI...

Kanser önleyici etkisini içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor.


Amerikalı bilimadamlarının araştırmasına göre kırmızı biberin içinde etkin olarak bulunan ve acılığını veren bir madde ise prostat kanseri hücrelerinin “intiharına” neden oluyor.

Los Angeles’teki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde “kapsaisin”, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde bunların parçalanarak yok oldukları görüldü.

Laboratuar farelerine nakledilen kanserli insan prostat hücrelerinin yüzde 80’inin “kapsaisin” karşısında imha oldukları ortaya çıktı.



İDRAR YOLLARINA DA ETKİLİ...

Bütün vücudu harekete geçirir, ısıtır. Bu sayede bol idrar ve ter sök­türür.


Vücutta birikmiş fazla suyu boşaltır.

VE AFRODİZYAK ETKİSİ DE VAR...

Kırmızı biberin kadınlarda ama özellikle de erkeklerde afrodizyak etkileri de var, cinsel gücü artırdığı da biliniyor.

http://www.stargundem.com/saglik/64228-iste-yag-eriten-mucize-besin-haberi.html


23 Haziran 2009 Salı

Kanser en çok neyi sever?

Kanser en çok neyi sever?

Kanserin beslenmesine izin vermeyin! Bilim adamları kanser hücrelerinin en sevdiği yiyeceğe karşı uyarıyor... Bu "tatlı" yiyecek ne mi? Okuyun, şaşırın... International Wellness Directory'den alınan bu ilginç ve güzel yazının Türkcesi 15 Aralık 2006 tarihinde iyibilgi sitesinde yayınlandı Kanser en çok neyi sever?

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır. Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz – anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha fazladır.

Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye
başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa...

Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!!!!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir. Kaşeksili hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.
Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil. Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.

Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. (Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir
ibare yok). Kaynak: International Wellness Directory

Prof. Dr. Ahmet Aydını'n yorumu

Şekerli gıdalar nasıl kansere neden olur?

Aslında Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve şekerin kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir (1).

Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF) bağlayıcı protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1 düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokular için potent bir mitojeniktir. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak
kansere neden olur (2-4).

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?

İngiltere'de 1815 de 5 kg civarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970'de 50 kg'ın üzerine çıkmıştır (5). 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

  • Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
  • Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
  • Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
  • Bol taze sebze ve meyve yiyin
  • Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
  • Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
  • Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
  • Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.
  • Mümkünse Manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
  • Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
  • Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
  • Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)
  • Streslerden uzak durun
  • İyi uyuyun.
  • Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
  • D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
  • Yeteri derecede egzersiz yapın
  • Alkol kullanmayın
  • İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
  • Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin.
  • Turbo fırınlar da kullanılabilir.
  • Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
  • Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
  • Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
  • Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

29 Mayıs 2009 Cuma

İltihap kansere dönüşür mü

Bazı tiroid iltihaplarında örneğin Haşimato hastalığında tiroid kanseri riski artar.
Hastada hafif düzeyli bir zehirli guatr tablosu ortaya çıkar. Bu tablo kısa sürelidir, hastalara zehirli guatr ilaçları verilmemeli, sadece çarpıntıyı geçirecek ilaçlar kullanılmalı. Geriye kalan harap olmamış sayıca azalmış sağlam tiroid hücreleri ne kadar tiroid hormonu salgılarsa hastanın kanında o kadar hormonu bulunur. Tabii ki azalan bu hücrelerin salgıladığı hormon yeterli olamayacağından hastada tiroid hormon yetersizliği (hipotiroidizm) oluşur. Hastalar bu safhadan sonra aniden kilo almaya başlar, kabızlık, saçlarda matlaşma, unutkanlık, dalgınlık, konsantrasyon bozukluğu, ciltte kuruma şikayetleri gibi çok bilinen tiroid hormon yetersizliği belirtileri gösterir. Nadiren harabiyet çok az olur ve hastada hormon yetersizliği belirgin olmaz. Bu yetersiz hormon artık bir daha düzelip normal duruma gelemez. Bu hastaların ömür boyunca tiroid hormonu kullanmaları şarttır. Eğer hastalara zamanında tanı konulup yeterli düzeyde tiroid hormonu verilmezse beyinimizden salgılanan TSH isimli hormon yükselir. TSH, tiroidi çalışmaya teşvik eden bir hormondur. Bu teşvik uzun sürerse tiroid bezesi büyüyebilir ve hatta nodül gelişebilir. İyotlu tuz kullanan toplumlarda tiroid iltihapları daha sık görülür. Bu nedenle çocuklarda iyotlu tuz kullanımı teşvik edilmeli ancak yetişkinlerde iyotlu tuzun bazı sakıncaları olduğu hatırlanmalıdır. Ayrıca, tiroid iltihabı olan hastaların özgeçmişi incelendiğinde, hastanın şikayetleri başlamadan önce yoğun stresli bir dönem yaşadığı saptanır. Bu da stres faktörünün bu hastalıkta rolü olduğuna inanılmasına nende olmaktadır. Ailesel geçiş en kesin ve en önemli faktörlerden biridir. Annede haşimato varsa kızında da bu hastalığın görülme şansı yüksektir. Ancak unutmamak gerekir ki ailesel geçiş (genetik geçiş) çevresel faktörlerle desteklenmedikçe hastalık bir sonraki nesile (örn.kızına) aynen geçmez.

Tiroiditlerde ameliyat yapılmaz!
Tiroiditli hastalarda ciddi kanser şüphesi yoksa ameliyat çözüm getirmez, sorunu ağırlaştırır. De Quervain tiroditinde ilk haftalarda hastadaki ağrılı, birden bire ortaya çıkmış, sert tiroid bezesi yanlışlıkla kanser şüphesi yüksek nodül olarak yorumlanıp ameliyat yapılabiliyor. Halbuki bu hastalarda sabırlı davranıp beklemek tiroid iltihabının yatışmasından sonra daha doğru bir karar vermeyi sağlar.

22 Mayıs 2009 Cuma

SERVİKS (RAHİM AĞZI) KANSERİ



Dr. Naci İmamoğlu

nimamoglu@takagazete.com

Bir kanser için şanslı demek çok doğru olmasa da serviks kanseri aslında şanslı bir kanserdir. Çünkü organ direkt olarak dışa açılmasa da normal bir jinekolojik muayenede yapılan spekulum muayenesi ile direk gözlem yapmak ve serviksten direkt biyopsi almak mümkündür.

Diğer bir şans kabul edilebilecek bir durum serviks kanserinde basit ve ucuz bir yöntemle kitlesel tarama yapılabilmesidir ki bu yöntem smear testidir. Daha önce de vurgulandığı gibi smear testinin yaygın şekilde kullanıldığı ülkelerde bu kanserin görülme oranı %90 oranında azalmıştır.

Nitekim serviks kanseri, eskiden en sık görülen jinekolojik kanser olmasına rağmen gelişmiş ülkelerde uygulanan smear testi tarama programları sayesinde sıklığı giderek azalmaktadır. Ancak, az gelişmiş ülkelerde hala en sık genital kanser olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, serviks kanserinin bir ülkede sık olmasının o ülkenin az gelişmiş olma kriterlerinden biri olduğunu düşünen araştırmacılar vardır.

Serviks kanseri over ve endometriyum kanserlerine göre nispeten daha erken ama yine de ortalama 50 yaş civarında görülür ama her yaşta görülebilir.

Risk Faktörleri

Risk faktörleri serviksin kanser öncüsü lezyonları olan servikal intraepitelyal lezyonlarla aynıdır (Detaylı bilgi için Servikal İntraepitelyal Neoplaziler bölümüne bakınız). Risk cinsel aktivite ile yakında ilişkilidir. İlk ilişkinin erken yaşta olması, erken yaşta doğum, birden fazla partnerin olması ve hatta tek partner olsa da bu partnerin farklı partnerlerinin olması serviks kanseri riskini artırır. Ayrıca, sigara ve doğum kontrol hapları da riski artırır. Ancak, doğum kontrol hapları ile serviks kanseri arasındaki ilişkinin daha çok hap kullananların daha liberal bir cinsel yaşamları olması ile ilgili olduğu düşünülmektedir.

Cinsel yaşam ile serviks kanserinin bu derece yakın ilişkili olması cinsel temasla bulaşan hastalıkların rolü olduğunu düşündürmektedir ki son 20 yılda bunun gerçekten de böyle olduğu gösterilmiştir. Genital siğil oluşturan bir virüs olan Human Papilloma Virus’un (HPV) serviks kanseri olgularının büyük bir kısmında rolü olduğu gösterilmiştir. HPV’nin 70’den fazla türü saptanmıştır ve bunların hepsi kanser yapmaz. Özellikle bazı tipleri (Tip 16 ve 18) kanser olgularında ön plan saptanmaktadır.

Belirti ve Bulgular

Serviks kanserinin en sık bulgusu ağrısız ve özellikle ilişki sonrasında olan kanamadır. Bu nedenle, daha önce bir çok kez çeşitli yerlerde vurgulanmakla birlikte yeniden vurgulamakta fayda vardır....

Serviks kanserinin diğer belirtileri arasında kötü kokulu akıntı da bulunabilir. Bu nedenle, basit bir şikayet gibi görülen bu yakınma da göz ardı edilmemelidir. Diğer belirtiler, daha çok kanserin ileri evrelerinde görülür. Durdurulamayan vajinal kanamalar, tümörün kitlesel etkisi ve yakın komşuluğu nedeniyle idrar yollarını tıkaması ve buna bağlı börek yetmezliği, lenf dolaşımının bozulmasına bağlı bacaklarda lenfödem bu belirtilerdendir. Bu belirtiler ortaya çıktığında kanser genellikle tedavi şansını büyük oranda kaybetmiştir.

Tanı

Tanı jinekolojik muayene sırasında yapılan gözlemde rahim ağzında kitle ve ülserleşme gibi lezyonların görülmesi ve bu lezyonlardan alınan biyopsi ile konulur. Biyopsi ile tanı konulmuş olgularda kanserin yayılma derecesini saptamak için çeşitli tetkikler de yapılmalıdır.

Biopsi: Eğer rahim ağzı ileri derecede anormal görünüyor ise lokal anestezi altında serviks biopsisi alınabilir. İşlem esnasında şüpheli alanlardan örnek alınır. Eğer tek bir alan belirlenemiyorsa saat 3,6,9 ve 12 hizalarından biopsi alınır ve patolojik incelemeye gönderilir.



Kolposkopi: Rahim ağzının ışık altında büyüteçe benzer bir optik alet yardımı ile incelenmesidir. Şüpheli alanları daha kolay ortaya çıkarmak için kolposkopi öncesi rahim ağzı bir takım kimyasal maddeler ile silinir ve daha sonra boyanır. Dokunun boya tutmadaki farklılıklarına göre biopsi alınacak yer tespit edilir. Kolposkopi ile rahim ağzındaki kılcal damarların yapıları da değerlendirilir ve anormal damarlanma olup olmadığı saptanır. Bu damarlanma değişiklikleri servisit ile kötü huylu hastalıkların ayrımında önemlidir.



Smear: Servikal enfeksiyonu ve erken dönem serviks kanserinin taramasında kullanılır. Smear her kadının yılda 1 defa yaptırması gerek son derece basit ancak bir o kadar da önemli bir testtir.

Tedavi

Kanser lokal olarak yayılır ve bu bölge lenf nodları açısından zengin olduğundan erken evrelerde bile lenf nodlarını tutabilir. Lenf nodlarının tutulması kanserin metastaz yapma riskini artırır. Bu nedenle, serviks kanseri erken tanı ve kanser gelişmeden kanser öncüsü lezyon halinde iken tanı mümkün iken kanser gelişmiş ise tedavi şansı nispeten az olan bir kanser türüdür. Çok erken kanser henüz sadece servikste mikroskobik düzeyde iken yakalanmışsa sadece rahimin alınması ve hatta seçilmiş olgularda serviksin koni şeklinde çıkarılması yeterlidir. Ancak çoğunlukla erken evre olsa bile rahimin çevre dokularla birlikte alındığı ve o bölgedeki lenf dokularının da çıkarıldığı radikal bir operasyon uygulanır. Daha ileri evrelerde ise cerrahi önerilmez. Bu olgularda radyoterapi uygulanır. Son yıllarda bu hastalarda kemoterapi ve radyoterapinin bir arada uygulandığı kemoradyasyon tedavisi yapılması önerilmektedir.

Erken evrede yakalanmışsa tedavi şansı yüksektir (%85). Ancak klinik lezyon oluşması bile evreyi yükseltir ve bu hastalarda tedavi şansı azalır ve ileri evrelerde %10’lara kadar düşer.

Sizde Beğendiğiniz e-postaları, kendi eserlerinizi, ilanlarınızı veya bizimle paylaşmak istediklerinizi naturelist@gmail.com mail adresine yollayabilirsiniz..

Reklammatik'le Reklam İzle sen de kazan!

Hostinginizi Alın Bir Villa Sahibi Olun

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!

Hz.Muhammed_Tolstoy_Gizlenen_Kitap İNDİRR



Down sendromu kanserin tedavisine ışık tutabilir mi?

Die ausführliche Bildbeschreibung finden Sie unter dem Bild.

Down sendromlu hastaların neden kansere daha az yakalandıklarını araştıran bilim adamları, çalışmaları sonucunda kanserin tedavisi için önemli bulgular elde ettiklerini açıkladı.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Down sendromu olan kişilerde, -diğer insanlara kıyasla- tümörlerin gelişimini önleyen en az bir gen türünden daha çok miktarda bulunuyor.

Dünya genelinde yaklaşık her bin bebekten biri, Down sendromu hastası olarak doğuyor.

Zihinsel ve fiziksel bir takım engellere sahip olan Down sendromu hastalarının kromozom yapıları da diğer insanlarınkinden farklı.

Bilim adamlarının ilgisini de işte bu farklılık çekiyor. Down sendromu hastalarında üç adet kromozom 21 bulunuyor.

Bu hastalığa sahip olmayanlarda ise bu kromozomdan yalnızca iki adet var.

Down sendromlu kişilerde bulunan bu üçüncü kopya, onlara 200'den fazla farklı genin çeşitli versiyonlarını sağlıyor.

Bilim adamları çalışmada, fazladan olan bu genlerin hangilerinin kanserli tümörlere karşı koruma sağladığını ortaya çıkardı.

Araştırmayı yürüten ekipten Doktor Sandra Ryeom, söz konusu genlerden birinin kan damarlarının gelişimini ve tümörlü hücrelerin beslenmesini önlediğini söylüyor.

Doktor Ryeom, kan damarlarının gelişiminin önlenmesi halinde kanserli tümörlerin büyümesinin de söz konusu olamayacağını, tümörlü hücrelerin mikroskobik boyutlarda kalacağını ve dolayısıyla zararsız olacağını belirtiyor.

Ryeom, bu araştırmanın kanserle mücadele için yeni yöntemler sunabileceğini, kanserin tedavisi için kullanılan yeni ilaçlar geliştirilebileceğini söylüyor.

Sizde Beğendiğiniz e-postaları, kendi eserlerinizi, ilanlarınızı veya bizimle paylaşmak istediklerinizi naturelist@gmail.com mail adresine yollayabilirsiniz..

Reklammatik'le Reklam İzle sen de kazan!

Hostinginizi Alın Bir Villa Sahibi Olun

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!



Folik asit kansere davetiye çıkarıyor

folic acid tablets/pills Milyonlarca insanın ‘kansere yakalanmayalım, kalp hastası olmayalım, daha uzun ve sağlıklı yaşayalım' diye her gün avuç avuç kullandıkları vitamin ve antioksidanların kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltmadığı, erken ölümleri engellemediği gibi tam aksine kanser riskini artırabileceğini gösteren araştırmalara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Mynet okurları için yazdı.



Yüksek dozlarda alındığında kanser riskini artırdığı belirlenen vitaminlerin sonuncusu folik asit veya diğer adıyla B9 vitamini.

Folik asit özellikle ıspanak, kuşkonmaz gibi yeşil yapraklı sebzelerde, başta mercimek olmak üzere tahıllarda ve portakal suyunda ‘folat' olarak bulunuyor. Bu, vücudumuzdaki hücrelerin çoğalmasında ve hayatlarını sürdürmelerinde, olmazsa olmaz bir vitamin. DNA' nın oluşumunda ve tamirinde çok önemli rolü var.

Folik asit eksikliğinin anemiye yol açtığı; saç, deri ve tırnak sağlığını olumsuz etkilediği iyi biliniyor.



Diyetlerinde yeteri kadar folik asit bulunmayan annelerin bebeklerinde spina bifida (omurga açıklığı) ve anensefali (beynin gelişmemesi) gibi ciddi doğumsal kusurlar geliştiği kanıtlandıktan sonra, Amerika ve birçok gelişmiş ülkede unlara folik asit eklenerek bu doğumsal kusurlar ileri derecede azaltılabildi.

Çocuk doğurma çağındaki hanımların günde 400 mikrogram, hamile hanımların günde 600 mikrogram ve süt veren annelerin ise günde 500 mikrogram folik asit almaları gerektiği konusunda hiçbir tartışma yok. Hatta bu tür kusuru olan bir çocuğa sahip annelerin daha sonraki gebeliklerinde her ihtimale karşı günde 1000 mikrogram folik asit almaları tavsiye ediliyor.



Fetüste omurilik ve beyin gelişiminin gebeliğin ilk haftalarında olduğundan ve gebeliklerin pek çoğu da plânlı olmadığından, doğurma çağındaki hanımların ‘her ihtimale karşı' yeterince folik asit aldıklarından daima emin olmak çok önemli.

Üstelik 35 bin kadın üzerinde yapılan bir araştırmada, gebe kalmadan önce en az bir yıl süreyle folik asit almış olan hanımların prematüre bebek doğurma risklerinin bu vitamini almayanlara göre yüzde 70 daha az olduğu da belirlendi. Prematüre doğan bebeklerde görme bozuklukları, zekâ geriliği, beyin felci ve solunum hastalıkları riskinin çok yüksek olduğunu hatırlatmak isterim.



Harika vitamin mi?

İlk yapılan bazı araştırmalarda folik asidin felç ve kalp hastalığı riskini azaltacağının ve kalın bağırsak kanserini engelleyebileceğinin ortaya çıkmasıyla folik asit harika vitamin olarak adlandırıldı ve birçok insan kalp hastası ve kanser olmamak için folik asit tabletleri kullanmaya başladı.

Ancak beklenen olmadı. Amerika, Kanada ve Şili gibi unlara ve benzeri ürünlere folik asit eklenen ülkelerde kalın bağırsak kanserlerinde yüzde 200' e varan artışlar dikkati çekmeye başladı.

Yapılan araştırmalarda folik asidin yüksek dozlarının normal hücreler yanında kanser hücrelerinin çoğalmalarını kolaylaştırdıkları ve artırdıkları anlaşıldı.

Amerika' da yeni yayınlanan bir araştırmada, günde bir miligram folik asit alanlarda hem kalın bağırsak poliplerinin ve hem de prostat kanserinin daha çok görüldüğü belirlendi.



Gelelim neticeye

Folik asidin doğurma çağındaki hanımlar tarafından mutlaka alınması gerektiğine hiç şüphe yok. Ancak, özellikle yaşlı insanlarda gereğinden fazla alınan folik asidin kanser riskini artırmak gibi ciddi bir olumsuzluğu da ortada. Ayrıca folik asidin B12 eksikliğini gizleyerek ciddi B12 vitamini eksikliği ve bunamaya yol açabileceği de unutulmamalı.

Folik asit de diğer vitamin ve antioksidanlar gibi diyetle alındıklarında gerçekten yararlı maddeler olmakla birlikte, bunlar sebze ve meyveler gibi gelişi güzel tüketilecek şeyler değillerdir. Bilinçsiz kullanım çok ciddi rahatsızlıklara ve hastalıklara yol açabilir.

Türkiye gibi her çeşit meyve ve sebzenin bol bol yetiştiği bir ülkede yaşıyorsunuz. Vitamin hapı yutacağınıza sebze ve meyve; balıkyağı hapı içeceğinize balık yiyin. Beyaz peynir, yoğurt, ayran dururken kalsiyum hapından medet ummayın.

Sağlıklı yaşamanın ipuçlarını eczanede değil manavda pazarda arayın. ahmetrasimk@mynet.com

http://haber.mynet.com/detay/saglik/Folik%20asit%20kansere%20davetiye%20%C3%A7%C4%B1kar%C4%B1yor/21Mayis2009/X1242893782687

Sizde Beğendiğiniz e-postaları, kendi eserlerinizi, ilanlarınızı veya bizimle paylaşmak istediklerinizi naturelist@gmail.com mail adresine yollayabilirsiniz..

Reklammatik'le Reklam İzle sen de kazan!

Hostinginizi Alın Bir Villa Sahibi Olun

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!



19 Mayıs 2009 Salı

Ses kısıklığı tiroit kanseri belirtisi olabilir!



Tiroit kanseri tanısı nasıl yapılır?

Geçtiğimiz günlerde Helin Avşar’ın hastalığa yakalanması ile gündeme gelen tiroit kanserleri, over kanserlerinden sonra en sık görülen endokrin sistem kanserleridir. Tiroit kanserleri tüm habis tümörlerin %1'ini oluştururlar. Kadın/erkek oranı 2,5/1'dir. Op. Dr. İlhan Ermergen tiroit kanseri hakkında en çok sorulan soruları cevaplandırdı.

Tiroit kanserlerinin gelişmesinde birçok faktör etkili olmaktadır. Bilinen en sık faktör gençlik ve çocukluk çağında baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapidir.(Ülkemizde ise baş-boyun bölgesine radyasyon tedavisi uygulanmış ve bu nedenle tiroit kanseri gelişmiş kişi sayısı azdır). Yine tiroit kanseri gelişebilecek diğer nedenlere bakıldığında Graves hastalığında %0.5

- 8.7, Hashimoto tiroidi olan hastalarda % 5 - 22.5 arasında ihtimal olduğu görülmektedir. Tiroit nodüllerinde ise yaklaşık % 3 - 4 kanser gelişebileceği bilinmektedir.

Tiroit nodüllerinde kanser görülme riski yüksek olan durumlar hangileridir?

- Baş boyun bölgesine radyasyon öyküsü

- 20 yaşın altında veya 60 yaşın üstünde yeni nodül gelişmesi (14 yaşın altındaki çocuklarda görülen soliter nodülün malignite ihtimali %50'dir. Yine 60 yaş üzerinde yeni gelişen nodüllerde kanser gelişme riski benzerdir)

- Ses kısıklığı ile vokal kord paralizisi öyküsü veya varlığı

- Ailede tiroit kanseri varlığı

- Nodülün özellikleri:-çapı 3 cm den büyük olması

- Sert olması

- Fikse olması

- Soğuk olması

- Coğrafi özellikler:İyot eksikliği olan bölgelerde foliküler tiroit kanserleri, iyot alınımı fazla olan bölgelerde ise papiller tiroit kanseri daha sık görülmektedir.

- Yutma ve solunum güçlüğü

- Boyunda lenf bezi büyümesi

- Tiroit hormon tedavisine rağmen küçülmeyen veya büyümeye devam eden nodül varlığı

- Cinsiyet: Tiroit nodülleri kadınlarda daha sık görülmekte ancak nodülden kanser gelişebilme ihtimali erkeklerde daha fazladır.

Tiroit kanserinin hangi türleri vardır?

- İyi diferansiye(papiller, foliküler, Hurthle hücreli kanser),

- Kötü diferansiye (medüller anaplastik kanser)

- Diğerleri(lenfoma, epitel hücreli kanser, fibrosarkom, metastatik kanser) olarak sınıflandırılmaktadır

Tiroit kanseri belirtileri nelerdir?

- Boyunda kitle

- Ses kısıkılığı

- Yutma güçlüğü

- Solunum zorluğu

- Lenf bezi büyümesi

Tiroit kanserlerinin en sık başlama yaşı nelerdir ?

- Papiller kanser 25 - 35 yaş

- Foliküler kanser 40 - 50 yaş

- Medüller kanser 45 yaş

- Anaplastik kanser 40 - 55 yaş

Tiroit kanseri tanısı nasıl yapılır?

- Muayene

- Tiroit ultrasonografisi

- Tiroit sintigtafisi

- Biyopsi

Tiroit kanserlerinde tedavi nasıl uygulanır?

- Ameliyat; Ameliyatın şekli kanserin histolojik tipine ve yaygınlığına göre değişmektedir. İyi diferansiye küçük boyutlu erken yakalanmış sınırlı bir cerrahi işlem yeterli iken kötü diferansiye ve yaygın bir hastalıkta geniş bir cerrahi işlem gerekmektedir.

- Radyoaktif iyot; İyi diferansiye tiriod kanserlerinde hem metastazların varlığının saptanması hem de tedavisi için kullanılmaktadır.

- Radyoterapi kemoterapi; ise anaplastik tiroit kanserlerinin tedavisinde kullanılmaktadır.

- Tiroit hormon replasman tedavisi: (T4)Tiroit kanseri hastalara yaşam boyu tiroit hormon replasman tedavisi gerekmektedir. Bu tedavi hem TSH baskılanması için hem de hormon hipotiroiti gelişmesini önlemek amacıyla verilmektedir.



Sizde Beğendiğiniz e-postaları, kendi eserlerinizi, ilanlarınızı veya bizimle paylaşmak istediklerinizi naturelist@gmail.com mail adresine yollayabilirsiniz..

Reklammatik'le Reklam İzle sen de kazan!

Hostinginizi Alın Bir Villa Sahibi Olun

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!



18 Mayıs 2009 Pazartesi

Kanser ve Beslenme

KANSER VE BESLENME



Kanser organizmada bazı hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu oluşan fizyolojik bir bozukluktur. Kontrolsüz çoğalan bu hücreler; Çevresine yayılır, dokuları ve organları bozar. Normal hücreleri öldürür. Kanser oluştuğu vücut dokusuna göre isimler alır. Meme, kolon, akciğer, karaciğer, deri vb.



Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar sonucu; kanser hastalarının yaklaşık %30’unun sigara kullanımı, yaklaşık %35’i beslenme kaynaklı olduğunu gösteriyor. %3’ününde alkol kullanımına bağlı tutuluyor. Özellikle: karaciğer, pankreas, yemek borusu kanserlerinin beslenmeyle direk ilişkisi olduğu kesinlik kazanmıştır. Tüketilen besinlerin kalitesi ve miktarı yeni oluşan bir hücre için çok önem taşımaktadır.





Bazı kanser türlerinin, bazı ülkelerde sık sık görülmesi, bu ülkelerdeki yaşam koşullarıyla ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Mide kanserinin Japonya’da sık görülmesi Japon halkının beslenmesinde tuza fazla yer vermesine bağlanmıştır. Karaciğer kanserinin en çok tropikal ülkelerde görülmesi, bu bölgelerdeki iklimden dolayı küflenmiş yer fıstığı ve tahıl tüketimine bağlanmıştır.



Besin ve beslenme durumumuz kansere olan yatkınlığımızı belirlemede ve önlemede ne kadar rol oynar?

Kanserden korunmak için beslenmemizde nelere dikkat etmeliyiz?




1. Sağlıklı vücut ağırlığında olmalıyız.



Şişman olan insanlarda kanser normal kilosunda olan insanlara oranla daha sık görülür. Özellikle meme, kalınbağırsak, rektum ve kan kanseri şişmanlarda daha çok görülür. İdeal kilo aralığında olmak sadece kanser riskinden değil, diğer hastalıklardan da korur ve kaliteli bir yaşam sürmemize katkıda bulunur.



2. Rafine edilmemiş yiyecekler tüketmeliyiz.



Besinlerin aşırı saflaştırılması kanserden koruyucu posanın kaybolmasına neden olur. Rafine işlenmiş yiyeceklerden aldığımız karbonhidratlar çok çabuk emilir ve şişmanlığa sebep olur. Kepekli tam tahıl ürünleri, kurubaklagiller (kurufasülye, nohut, mercimek) taze sebze ve meyvelerin fazla tüketilmesi selüloz gibi karbonhidratların, posaların alımını artırır. Bu da bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kalın bağırsak, rektum kanserini önler.



3. Kaliteli protein kaynaklarını (yumurta, et, süt, peynir vb.) yeterli ölçüde ve yağsız olarak almalıyız.



Vücudumuzda besinlerin sindirilmesi sırasında serbest radikaller oluşur. Serbest radikaller kanser oluşumunu tetikleyen elemanlardır. Vücudumuzun serbest radikallerle savaşan sistemine antioksidan savunma sistemi denir. Antioksidan savunma sisteminde görevli enzimlerin oluşumu için vücudumuza yeterli miktarda protein almamız gereklidir.



4. Yağ

Günlük yağ tüketimimiz aldığımız enerjinin %30’unu geçmemelidir. Yağın miktarı kadar özelliği de önemlidir. Bu nedenle diyette mümkün olduğunca doymamış yağ asitleri içeren sıvı yağlara günlük tüketimde daha çok yer verilmelidir. Katı yağlardan kaçınılmalıdır. Özellikle zeytin yağı ve kanola yağı daha çok yer verilmelidir. Yapılan bütün araştırmalara göre yüksek yağ alımı özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık, kalın bağırsak, rektum kanseri oluşumunu arttırdığı görülmüştür.



5. Bol bol taze sebze – meyve ve tam tahıllı ürünler tüketmeliyiz.



Günde 5-7 porsiyon sebze meyve tüketmeliyiz. Böylece kanser oluşumunu engelleyen ve oluşmuş kanserli hücrelerin tedavisinde etkili olan pek çok vitamin ve karatonoidlerden zengin beslenmiş oluruz. Ayrıca posa yönünden zengin olmaları kolon kanseri riskini azaltır. Antioksidant vitaminler ve vitamini olmayan antioksidantların en iyi kaynakları sebze ve meyvelerdir.



6. Füme, salamura, ızgara yiyeceklerin tüketilmesi sınırlandırmalıyız.



Besinlerin tütsülenmesi, tuzlanması, nitrit, nitrat ve başka birtakım kimyasal maddeler eklenerek işlenmesi sırasında kansorejen maddeler oluşmaktadır. Izgara yapma ve tütsüleme yapma sırasında et ve şarküteri gibi ürünlerin üzerinde yanma sonucu oluşan benzpyren kanser riski oluşturur. Bu nedenle et ve et ürünlerini pişirirken etle ateş arasındaki mesafenin 15 cm olacak şekilde, çok güçlü olmayan ateşte, yakmadan ve dumanlama yapmadan pişirmeliyiz. Ayrıca yanmış ve üzerinde yanık olan hiçbir ürünü yememeliyiz.



7. Küflenmiş yiyeceklerden kaçınmalıyız.



Kanseri tetikleyici maddeler gıdaların depolanması veya hazırlanması sırasında oluşabilir. Örneğin: Aflatoksin B1 karaciğerde kansere neden olan bu madde; nemli ve ılık ortamlarda depolanma sırasında bir küf mantarı tarafından üretilir. Yapılan araştırmalar; nemli sıcak bölgelerde karaciğer kanserinin görülmesin bu bölgelerde çok miktarda tahıl tüketildiği ve iklimden dolayı tahıllarda oluşan aflatoksine bağlanmaktadır. Ülkemizde bulgur, mısır, yer fıstığı vb. diğer yağlı tohumlarda nemli ortamda üretilmesi ve bulundurulması sonucu görülmektedir.



8. Tükettiğimiz besinlerin temiz olmasına ve kişisel temizlik kurallarına dikkat etmeliyiz.



9. Sigara tüketiminden kaçınmalıyız. Sigara içilen ortamlarda bulunmamalıyız.



Sigaranın kanser üzerindeki tetikleyici etkisi %30’la ikinci sırada yer almaktadır. Akciğer kanserine neden olmaktadır.



10. Alkol alımını azaltmalıyız.



Alkol karaciğer kanserine neden olmaktadır. Sigara + alkol : boğaz, ağız, larinks, özafagus kanserleri riskini arttırmaktadır.



11. Aktivite



Kendimize aktif bir yaşam kurmalıyız. Düzenli spor yapmalıyız. Her gün düzenli yürüyüşler yapmalıyız. Fiziksel aktivite hormon düzeyini etkiler ve bağırsakları uyarıcı etki yapar ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur.





Kansere Düşman Yiyecekler

Bazı besinlerde bulunan bazı özel maddeler kanser oluşumunu engeller. Bu maddeler vücutta kimyasal karserojenlerin oluşumunu önler, vücuda giren kanserojerlerin etkisini yok eder, kanser hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatır.

Ailesinde kanser olanlar, sigara içenler, kirli havanın olduğu bölgelerde yaşayanlar bu yiyeceklere diyetlerinde fazla yer vermelidirler.

Bu yiyecekler:

1-Soya fasulyesi, mercimek, kuru fasulye, nohut, taze fasulye, bezelye (Bu yiyeceklerin içinde proteaz engelleyiciler bulunur.)

2-Meyve, ceviz, fıstık, fındık ( oksitlenmeyi önleyici maddeler vardır.)

3-Turunçgiller, kayısı, karadut, kızılcık, kiraz, vişne, kuş üzümü, kırmızı ve kara üzüm, diğer meyveler, soya fasulyesi (flavonoidler var)

4-Lahana, karnabahar, ıspanak, pazı, turp, nane, kekik, pancar, şalgam, hardal yaprağı ve bunun gibi yenilebilen yabani otlar (bunların içindeki özel koku ve tat veren maddeler anti kanserojendir)

5-Sarımsak, soğan, pırasa (içindeki kükürtlü maddeler antikanserojendir.)





Kanser Riskini Azaltıcı Besinler:

Yapılan araştırmalara göre antikanserojen vitaminleri (A vitamini- B vitaminleri- C vitamini – D vitamini- Mineralleri ( selenyum, çinko, iyot, molibden, bakır, demir, calsiyum, mangenez) ve antioksidanları içeren besinlerin çok tüketilmesi kanser riskini azalttığı görülmüştür.

Bütün taze sebze ve meyveler, tam tahıl ürünleri (ekmek, yulaf, bulgur vb.) kuru baklagiller kanser riskini azaltan besinlerdir.

Kanserle Kardeş Yiyecekler

Yapılan bütün araştırmalarda bazı besinlerde kanser riskini artıran zararlı maddelerin bulunduğu saptanmıştır.





Kanser Riskini Artıran Yiyecekler :-


Yağlı ve yaşlı koyun, sığır, keçi, tavuk eti

- Domuz eti, domuz pastırması

- Hamburger

- Sade yağlı etten yapılan köfteler

- Sucuk, sosis, salam

- Tereyağı, içyağı

- Yağda kızartılmış besinler

- Tuzlanmış besinler

- Tütsülenmiş besinler

- Nitrit- nitrit eklenmiş besinler (şarküteri ürünleri)

- Doğrudan ateşte pişen etler (mangal, döner vb.gibi)



Bu besinler ara sıra özellikle C vitamini ve lif yönünden zengin sebze ve meyvelerle tüketmemizde sakınca olmaz.





Kanser Hastasının Tedavisi Sürecinde Tıbbi Beslenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?



Pek çok kanser hastasının tedavisinde cerrahi yöntemlerle birlikte kemoterapy, radyoterapy gibi diğer yan tedavilere de başvurulur. Kanserli hücre yok edilmeye çalışılır. Bu tedavi sırasında ve tedavi sonrasında yeterli ve sağlıklı bir beslenme planı hazırlanmalı ve hastanın beslenme durumu sürekli gözden geçirilmelidir. Kanserli bireyin yeterli enerji alımını sağlanması hastanın malnütrisyon (yetersiz beslenme sonucu oluşan durum) olmasını önler.



Kanserli hastada hücre yıkımı yüksek olması nedeniyle yüksek ve kaliteli protein alımı sağlanmalıdır. Kanser tedavisi sırasında iştah kaybı, bulantı, kusma, besinlere karşı hassasiyet oluşumu nedeniyle besin alımı azalmaktadır.



Hastanın yiyebildiği, iştahının açık olduğu zamanlar gereken enerji ve proteini sağlamak açısından yükleme yapılabilir. Kaliteli protein kaynakları (et – yumurta) miktarı arttırılabilir.



Yemek yeme miktarı düştüyse öğün sayısı arttırılarak daha çok besin alımı sağlanabilir. Besinler hacmi küçük kalorisi yoğun şekilde verilebilir.



Diyetisyen gözetiminde sütlü tatlıların içine fındık veya ceviz dövülerek verilebilir. Bol yumurtalı – sütlü tatlılar (krem karamel, kastırt vb. gibi) tercih edilebilir.



Makarna tüketilirken peynir ilavesi yapılabilir. Meyve tüketimi azaldıysa meyveler püre halinde içine bal, pekmez veya ceviz ilave edilerek küçük öğünler hazırlanabilir. Böylece aynı hacimde daha fazla kalori ve protein alımı sağlanmış olur.



Yemek sırasında sıvı tüketimi azaltılarak mide hacmini iyi değerlendirmek gerekir. Yemek dışı zamanlarda bol sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Bitki çayları, taze meyve suyu, komposto, su tüketimi bol olmalıdır.



Hastanın besinleri tüketebilme durumu değerlendirilerek gerekirse Diyetisyen gözetiminde besinlere protein, karbonhidrat destek ürünleri ilave edilebilir. Yada enteral beslenme (Özel beslenme ürünleri) ürünleri kullanılabilir.



Kanser hastalarının yaşadığı diğer bir sorunda tat ve koku duygusunun değişmesiyle beraber besinlere karşı oluşan hassasiyettir. Bu durumda hastayı zorlamak yerine hangi besinlerin kokusundan, tadından rahatsız olmadığı tespit edilerek o besinlere yönelinebilinir. Besinlerin tadını değiştirmek için baharatlar, aromalı otlar, çeşitli soslar ilave edilebilir. Elma sosu, balzamik sirke, beşamel vb. gibi.



Bulantı sorunu olan hastalara mümkün olduğunca yağsız ve kuru besinler tercih edilmelidir. Ekmek yerine galeta, grisini kullanılabilir. Etin ve yoğurdun yağsız yerleri verilebilir.



Soğan – sarımsak – lahanagillerde bulunan sülfit grupları tümör oluşumunu yavaşlatır. Yemeklere bol soğan, sarımsak kullanılmalıdır. Yiyeceklere soğanlı – sarımsaklı soslar ilave edilebilir.



Soya ve diğer kuru baklagillerde bulunan preteaz inhibitörleri de kanser hücreleri oluşumunu engeller aynı zamanda kanser hücrelerinin normale dönüşmesine de katkıda bulunur. Hastanın diyetinde kurubaklagil, soya yemekleri en az haftada 2 gün yer olmalıdır.





Üzümde bulunan resveratrol denen fitokimyasallar da tümör oluşumunu yavaşlatmakta, tümör büyümesini zorlaştırmaktadır. Çekirdekli üzüm tüketimi arttırılmalıdır. Yada ezilmiş öğütülmüş üzüm çekirdeği formları kullanılmalıdır.

---

Sizde Beğendiğiniz e-postaları, kendi eserlerinizi veya bizimle paylaşmak istediklerinizi naturelist@gmail.com mail adresine yollayabilirsiniz..



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...