Bu Site Sizin Sizde Yazınızı Gönderin

Evet bu siteye sizlerde yazılarınızı gönderebileceksiniz. Yapmanız gereken içerisinde link ve reklam olmayan yazılarınızı haberdaim@gmail.com adresine mail olarak göndermek.
Hepsi bu kadar. İyi Paylaşımlar
Dikkat edilmesi gerekenler;
Siteye cinsel içerikli, reklam içerikli paylaşımlarda bulunmak yasaktır.
Kudüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kudüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2009 Cuma

A. Varol'dan Kapsamlı Mescidi Aksa Tanıtımı

Mescidi Aksa’nın yakılışının 40. yıldönümü münasebetiyle Aksa'ya sahip çıkma, tanınmasını sağlama amacıyla ve Siyonistlerin bu mabedi ortadan kaldırmalarına fırsat verilmeyeceğinin gösterilmesi için etkinlikler düzenlemek isteyenlere yeni bir kaynak...

21 Ağustos 1969, Siyonist işgal yönetiminin "sivil" olarak nitelendirdiği, gerçekte ise Müslümanların Filistin'deki haklarını gasp, onların tarihi miraslarını yok etme ve kendilerini de göçe zorlama amacıyla kullandığı Yahudi yerleşimcilerden Denis Ruhan'ın kutsal Mescidi Aksa'yı ateşe verdiği tarihtir. O zaman çıkarılan bu hain yangında başta Nureddin Zengi'nin kendi elleriyle ve büyük bir özenle işleyip Mescidi Aksa'ya armağan ettiği minber olmak üzere kutsal mabedin birçok önemli bölümü yandı. Kutsal mabet ve çevresindeki tarihi miras ciddi zarar gördü.

Bu kutsal mabet kırk yıl önce olduğu gibi bugün de ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır. İşgalci Siyonistler, yerinde daha önce Siyon Mabedi olduğu yalanını kullanarak bu kutsal mabedi ortadan kaldırmak istiyorlar. Asıl amaçları ise Kudüs ve Filistin'in İslâm dünyasıyla manevi irtibatını sağlayan kutsal köprüyü ortadan kaldırmaktır.

Bu yılın 21 Ağustos'u, kutsal Mescidi Aksa'nın ortadan kaldırılması amacıyla çıkarılan söz konusu yangının kırkıncı yıldönümüdür. Filistin ve Kudüs davasıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan yazar Ahmet Varol bu münasebetle, Mescidi Aksa'ya sahip çıkmanın önemine ve bu kutsal mabedin bugün de önemli tehlikelerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekmek amacıyla kapsamlı bir tanıtım çalışması hazırladı.

Projektörle perdeye yansıtılabilecek, görüntülü sunum şeklinde hazırlanan çalışma Mescidi Aksa külliyesini bütün yönleriyle ve oldukça kapsamlı bir şekilde tanıtan yüz slayttan oluşuyor. Slaytlar Mescidi Aksa'yı kubbesinden kapılarına, minberinden pencerelerine bütün parçalarıyla tanıttığı gibi Kudüslülerin "haremi şerif" olarak isimlendirdiği ve sur içinde kalan alandaki diğer mescitler ve bölümler hakkında da fotoğraflarla bilgi veriyor. Sunumda kullanılan fotoğraflar kaliteli ve çözünürlüğü yüksek olduğu için projektörle perdeye yansıtıldığında da netliğini koruyacak nitelikte. Fotoğraflar aynı zamanda Mescidi Aksa'yı içine alan sur içindeki tarihi eserlerin güzel görünümlerini önünüze koyan sanatsal karelerden oluşuyor.

Sunumu tek tek slayt şeklinde internetten izleme imkânı olduğu gibi Power Point programıyla hazırlanmış kaydını da bilgisayarınıza indirerek tanıtım amaçlı programlarda kullanmanız mümkün. İnternette izleyenler için son slayttan sonra Mescidi Aksa'nın içinde üç boyutlu (panoramik) gezi imkânı sunan bir özel kare de yerleştirilmiş.

Sunumun Mescidi Aksa ve külliyesiyle ilgili olarak Türkçede hazırlanmış en kapsamlı görüntülü çalışma olduğunu söyleyebiliriz.

Ahmet Varol'un Mescidi Aksa'yla ilgili sunumunu izlemek veya indirmek için internetten www.vahdet.com.tr adresine girip Ana Sayfada Slaytlı Tanıtım linkini tıklamanız yeterli.

Mescidi Aksa'nın yakılışının kırkıncı yıldönümü münasebetiyle bu kutsal mabede sahip çıkma, tanınmasını sağlama amacıyla ve Siyonist işgalcilerin bu mabedi ortadan kaldırma çalışmalarına fırsat verilmeyeceğinin gösterilmesi için etkinlikler düzenlemek isteyenlere güzel bir kaynak.

26 Haziran 2009 Cuma

Kubbet-üs Sahra

Yeruşalaim, Jerusalem, El-Kuds, Kudüs… Üç semavi dinin, Musevilik, Hıristiyanlık ve de İslâm’ın kutsal kenti. El-Kuds’da Harem-üş Şerif; Harem-üş Şerif’de Sahrat-ül Mukaddes, Sahrat-ül Mukaddes üzerinde Kubbet-üs Sahra bulunuyor.

13 Haziran 2009 tarihli Radikal Gazetesi, Ankara menşeli haberinde Türkiye’nin Kudüs’te bulunan Kubbet-üs Sahra kubbesi üzerindeki ‘hilâl’i yenilediğini yazıyordu. Haber özetle şöyle: ‘’Kudüs’ün Müslümanlarca kutsal yapısı Kubbet-üs Sahra’nın kubbe üzerindeki hilâli, Başbakanlık tarafından yenilendi. İlk kez Selâhaddin Eyyubî tarafından yenilenen 4,7 metre yüksekliğindeki hilâlin 5. kez yenilenmesi 200 bin dolara mal oldu.’’ Buraya bir nokta koyalım: Selâhaddin Eyyubî’nin Haçlı ordusu ile yaptığı savaşta, İslâm’da ilk defa hilâl içeren bayrak kullanılmış, Kudüs’ün 1187 yılında tekrar Müslümanların eline geçmesi ile Haçlıların kiliseye çevirdiği kubbedeki haç sökülerek yerine hilâl konmuş olsa gerektir. Esasen Eyyubî’den evvel İslâm âleminde hilâl objesi kullanılmıyordu. Gazete devam ediyor: ‘’İslâm mimarisinde ilk kubbeli eser olan Kubbet-üs Sahra, Emeviler tarafından inşa edildi.’’ Burada da hata var. Kubbet-üs Sahra, Emeviler tarafından değil, Kudüs’ün 638 yılında fethi ile Hz. Ömer tarafından kutsal kaya üzerine inşa ettirilmiş, ismi de Kubbet-üs Sahra olmuştur. Diğer ismi de Ömer Camii’dir. İnşa edilen cami, basit bir yapı olsa idi, ‘kubbe’ isminden bahsedilmezdi. Emevi Halifesi Abdülmelik ise, bundan 53 yıl sonra, 691’de camiyi kıymetli çini, taş ve madenlerle süslemiştir.

Kubbet-üs Sahra, Türkçemizde kaya üzerindeki kubbe anlamına geliyor. Sahrat-ül Mukaddes ise kutsal kayadır. Hz. Muhammed, bu kayadan Burak’la arş-ı âlâya, sidret-ül müntehaya ulaşmış, Cenab-ı Hakk’ın huzuruna varmış ve dönmüştür. İster ‘ismâni’, ister ‘cismâni’ diyelim; ancak şunu bilelim ki, dini inançlar tartışılmaz. Kayanın bir ismi de ‘sahrat-ül muallâk’tır. Çünkü kayanın altı boştur. 10 yıl kadar evvel Kubbet-üs Sahra’yı ziyaret etmiş, kutsal kayanın altındaki boşluğa inmiş, etkilenmiş ve içimden Fatiha Suresini okumuştum.

Bütün bu anılardan sonra insan, bu muhteşem yapının ve çevresinin geçmişine uzanmadan edemiyor. Buralar Milattan çok çok önceleri Kenan ülkesi diye anılıyordu. Biz o kadar eskilere gidemiyoruz. M.Ö. 1450’lerde Mısır’dan çıkarılan Hz. Musa ve halkı bu bölgeye yerleşiyor. Yahuda Kralı Davut, Museviliğin kutsal ‘Ahit Sandığı’nı işte bu Sion tepesine kurduğu çadırda muhafaza ediyor. Ahit Sandığı, Yahova’nın İbranilere Hz. Musa aracılığı ile indirdiği 10 Emir’in yazılı olduğu iki tabletin korunduğu sandıktır. Davut’un oğlu Hz. Süleyman (İbranicede Slomo – Salomon) M.Ö. 965’te kutsal kaya üzerine, tek tanrı adına bir mabet inşa ettiriyor. Kaya, kutsallığını Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı tanrı adına kurban etmek için seçtiği bu kayadan alıyor. Mabedin mimarı Hiram Abif. İnşaat 7 yıl sürüyor. Sonunda kesme taş, cilâlı mermer ve Lübnan’ın sedir kerestesi ile yükselen görkemli mabet ortaya çıkıyor. İç hacimler, altın, gümüş, tunç, akik ve diğer kıymetli taşlarla süsleniyor; kutsal sandık en şerefli, ama gizli yere konuyor. Mabede özel anlamlar atfedilen iki sütun arasından giriliyor. Kutsal yapı 379 yıl ibadete açık kalabiliyor. M.Ö. 586 yılında Babil Kralı Nabukadnozor mabedi yerle bir ediyor. Halkı Babilon’a sürüyor. M.Ö. 538’de Kral Herod tarafından ikinci mabet yaptırılıyor. Arkeolojik kazı ve incelemelerden bugün ‘Ağlama Duvarı’ diye anılan duvarın, ikinci mabedin kalıntıları olduğu anlaşılıyor. M.Ö. 168’deki Helen istilâsı ile mabet, Zeus adına pagan tapınağı oluyor. Bölge M.Ö. 63’ten sonra Roma İmparatorluğu etkisine giriyor.

Milattan sonraki yılların Kudüs’ü, Hz. İsa’nın son günlerini yaşadığı kenttir. Hz. İsa, sırtında taşıdığı haçla beraber son yürüyüşüne mabedin yanındaki sokaktan başladı. Türkçede acılı yol olarak anabileceğimiz yolu kat ettikten sonra Golgotha’da çarmıha gerildi. Bu gün bu mahalde Saint-Spulcre (Kutsal Naaş) Kilisesi bulunuyor.

Ayaklanma sonucu, M.S. 70’de Kudüs’ü kuşatan Titus, kente girdi ve kutsal mabedi tahrip etti; mabetteki hazine ve menorah’ı (7 kollu şamdan) Roma’ya götürdü. Mabedi koruyan Eleazar Ben Simon ve 960 Zelot askeri Masada Dağı’na sığındılar. Kaleye giren Roma askerleri Zelotların naaşı ile karşılaştılar. Museviler, düşmana esir olmaktansa intiharı yeğlemişlerdi.

313 yılında Roma’nın Hıristiyanlığı tanıması ile kutsal mabedin yanına bir kilise inşa edildi. (Bu gün kilisenin yerinde Mescid-i Aksa bulunmaktadır.) 395’de imparatorluğun ikiye ayrılması ile kutsal tepe Bizans toprağı oldu. Bölge, 614’de Hüsrev-i Perviz komutasındaki İran – Sasani istilâsını yaşadı.

638’de Halife Hz. Ömer, kente girdi. Mabet yıkıntısını gezdi ve kutsal kayanın üzerine Kubbet-üs Sahra’yı, Haçlıların deyimi ile Ömer Camii’ni inşa ettirdi. Cami, İslâm’ın ilk kubbeli yapısıdır. Plan olarak bu gün de ilk şeklini koruyan cami, dünyanın en güzel mimarlık eserlerinden biridir. Dış duvarlar, dış cephede sekizgen, iç cephede daire planlıdır. Duvarlar değerli çinilerle kaplanmıştır. Altın mozaikle kaplı merkezi kubbeyi, iç mekânda yeşil porfirden imal edilmiş sütunlar ve altın varak kaplamalı sütun başlıkları taşımaktadır. Çevrede porfir ocakları bulunmadığına göre, sütun ve başlıkların bir eski eser kalıntısından getirildiği zannedilmektedir. Eski eserlerden malzeme toplanması, yakın zamanlara kadar tüm ülkelerde doğal karşılanıyordu. Ayrıca yapının mimari kurgusu, matematik, geometri ve inşaat tekniğini iyi bilen, mahalli ve yabancı mimar ve ustaların kullanıldığını göstermektedir. 691 yılında yapılan müzeyyen dekorasyon, Halife Abdülmelik dönemi eseridir.

Kubbet-üs Sahra, Haçlı ordularının 1099 yılındaki Kudüs işgali ile kilise olarak kullanılmış, 88 yıl sonra, 1187’de, Selahâddin Eyyubî’nin kenti geri alması ile restore edilmiş, hilâl sembolü altın kubbe âleminde yerini almıştır. Cami, 1448’de, Halife Me’mun döneminde çıkan yangında zarar görmüş, tekrar restore edilmiştir.

Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki fethi ile Osmanlı dönemi başlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan’ın planlaması paralelinde, Ağlama Duvarı üzerine taş duvar ilâvesi ve çevre düzeni yapılmış, Kubbet-üs Sahra restore edilmiştir. Sultan II. Abdülhamit döneminde, 1892’de, Mimar Kemalettin Bey (1870 – 1927) görevlendirilmiş, çiçeği burnunda genç mimar, başarılı bir onarım ve restorasyon gerçekleştirmiştir. Osmanlı hâkimiyeti, bölgedeki uyumlu ve akılcı yönetimi ile dinler arasında barış ve sükûnet sağlamıştır.

1917 İngiliz işgali ile bölgede ‘cadı kazanı’ kaynamaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonunda, 1948’de kurulan İsrail devleti ile beraber Kudüs, Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu Harem-i Şerif ve zeminin altı, bir çıbanbaşı yaratmıştır. İsrail, arkeolojik kazı adı altında tüneller açıyor; 10 Emir tabletlerini arıyor.

Dinler arası hoşgörü, yerini körü körüne ve fanatik inançlara bırakıyor, Kudüs’te barış, uzak bir hayalden öteye gidemiyor.

yerguvenc@gmail.com

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...