Bu Site Sizin Sizde Yazınızı Gönderin

Evet bu siteye sizlerde yazılarınızı gönderebileceksiniz. Yapmanız gereken içerisinde link ve reklam olmayan yazılarınızı haberdaim@gmail.com adresine mail olarak göndermek.
Hepsi bu kadar. İyi Paylaşımlar
Dikkat edilmesi gerekenler;
Siteye cinsel içerikli, reklam içerikli paylaşımlarda bulunmak yasaktır.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Maden Suyu ve Soda Arasındaki Fark

MADEN SUYU VE SODA ARASINDAKİ FARK

Halk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır. Maden suyu, yeraltı sularından elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 mg/l'den daha az olmayan sulara verilen addır. Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler içermeleridir. 500 mg/l'den daha az mineral içerenlere düşük mineralli su,1500 mg/l'den daha fazla içerenlere yüksek mineralli su denilmektedir. Maden suyu içinde; bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulundururlar. Farklı markalar farklı miktarlarda mineral içerirler. Marka tercih ederken içeriklerine mutlaka bakılmalı.

Mineralli su soda değildir. Masuder'in bilgilerine göre soda, ABD'de çok yaygın tüketilen yapay bir içecektir. İşlenmiş suya (şebeke suyu), litresinde en az 750mg olacak düzeyde soda (sodyum bikarbonat) ve litresinde 2-4g düzeylerde karbondioksit katılıp, şişelenmesi ile üretilir. Mineralli su litresinde en az 1000mg ve değişik mineraller içerir. Oysa, soda sadece sodyum ve bikarbonat içerir.

Limon Efsanesi

LİMON Kemoterapiden 10.000 kat daha güçlü
(Institute of Health Sciences, 819 N. L.L.C. Cause Street, Baltimore, MD1201)
Tıpta son yenilik, kansere karşı etkili!
Dikkatle okuyun ve kararı siz verin!!!
Limon, kanser hücrelerini öldüren mucizevi bir mahsul. Kemoterapiden
10,000 kat daha güçlü!!!
Neden biz bunları bilmiyoruz?
Çünkü bazı laboratuarlarda üretilen sentetik ilaçlarla birileri çok
büyük kârlar elde ediyor.
Şimdi bir arkadaşına bu maili yollayarak
limon suyunun kanseri önleyici faydalarını bilmesini sağlayabilirsin.
Limonun tadı güzel ve kemoterapinin korkunç yan etkilerine sebep
olmuyor. Multimilyonerlerin sahip olduğu büyük şirketlerin kârlarına
zeval gelmesin diye bu sır saklanırken daha kaç kişi ölecek?
Bildiğiniz gibi limon ağacı, limon ve lim (yeşil limon) gibi çeşitleriyle bilinir.
Bu meyveyi farklı şekillerde yiyebilirsiniz: posasını yiyebilir!
Suyunu sıkabilir, içecekler hazırlayabilir, şerbetler ve tatlılar yapabilirsiniz.
Bir çok erdemleriyle tanınır, ama en ilginç olanı tümör ve kistler üzerine olanıdır.
Bu bitki her tür kanser tipine karşı kanıtlanmış bir çaredir.
Bazıları kanserin her türlü varyasyonuna karşı yararlı olduğunu söylüyor.
Bakteri enfeksiyonları ve mantarlara karşı anti mikrobal spektrum olduğu, kurt
ve parazitlere karşı etkili olduğu kabul ediliyor.
Yüksek tansiyonu dengeliyor.
Ayrıca stresle savaşan, sinir bozukluklarına iyi gelen antidepresan etkisi var.
Bu bilginin alındığı kaynak gerçekten büyüleyici:
Dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden birinden öğrenildiğine göre;
1970'ten beri 20'den fazla farklı laboratuar test etti ve sonuç olarak ;
Limon ekstresinin 12 kanser tipinde kötü huylu hücreleri yok ettiği ortaya çıktı!
Bu kanserler içinde ; kolon, göğüs, prostat, akciğer ve pankreas kanserleri de var.
Kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatmada limon ağacı bileşenlerinin
Adriamycin adlı bütün dünyada, genellikle kemoterapide kullanılan
ilaçtan 10,000 kat daha iyi olduğu gösterildi.
Daha da hayret verici olan; limon ekstreleri ile yapılan bu terapi; sadece kötü huylu
kanser hücrelerini yok ediyor ve sağlıklı hücrelere hiçbir menfi etkisi bulunmuyor.
Institute of Health Sciences, 819 N. L.L.C. Cause Street, Baltimore, MD1201



1 Ekim 2012 Pazartesi

Yarım Saat Yer Altında Tefekkür-ü Mevt

Muhakkak bu kişi delidir. Yada çok büyük bir musibeti vardır.. Gece vakti kabristanın duvarına tırmandığımı gören kimse mutlaka bu sözleri söyleyecektir.

Daha önce okumuştum.. Sufyan Es-Servi hazretleri -Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun- evinde kendisine bir kabir hazırlamıştı da arada sırada onun içine girer, yatar, öldüğünü düşünür ve sonra da heyecanlanarak,

-
(Rabbirciuuuun Rabbirciuuun ) (Rabbim beni tekrar döndür ) diye seslenerek kalkardı üzerindeki tozları çırparak:

"– Haydi dünyaya tekrar döndün bakalım, hangi sevapları kazanmaya çalışacaksın" dermiş..

Bana da bu günlerde ne oldu bilmiyorum. Hiç başıma gelmeyen bir duruma düştüm. Sabah namazım geçti. Gün boyu sıkıntıya maruz kaldım, çok üzüldüm.. Bilmeyerek günah mı işledim acaba? diye düşünceye daldım. Derken bir kaç gün sonra yine sabah namazımı geçirdim, üçüncü defa yine geçti sabah namazım. Artık bu nefsimi terbiye etmem gerektiğini anladım.

– Süfyan Es-Sevri hazretlerinin nefsine verdiği cezayı ben de vermeliyim yoksa cehennem ateşini boylayacak bu nefsim, dedim.

Kararı vermiştim artık. Bir boş kabre yatmalıyım, cehennem ateşinden daha kolaydır.. Aslında er geç varacağım yer kabirdir. Orası uzun zaman meskenim olacaktır. Bunu iyice düşünüp dünya gafletinden uyanmam gerekir, diyerek bu kararı verdim.

Nefsime zor geliyor tabii, bugün kalsın, yarın gideyim, derken günler geçiyordu. Bu arada bir daha geçmez mi sabah namazım, artık kesin kararlı idim ve hatta yemin bile ettim.

Bu gece boş kabre yatmalıyım dedim..

Tam gece yarısı olmuştu, kimse beni görmesin diye geceyi tercih etmiştim. Giderken düşündüm:

– Kabristanın kapısından mı girsem, duvara mı tırmansam? Eğer kapıdan geçersem bekçiye anlatmam gerekir, o da müsaade etmez her halde..

En iyisi duvardan atlamamdır, dedim. Allah'tan yardım isteyerek, bu yeminimi tahakkuk ettirmesi için yalvardım. Bismillahirrahmanirrahim, dedim. Duvarın üzerine çıktım, oradan kabristana bir baktım. Tüyler ürpertici bir manzara, sessizlik ve zifiri karanlık, tam kabristan sessizliği bu..

Bu gece dolunay aydınlığı olduğu halde burası neden bu kadar karanlık acaba? Hayret ettim doğrusu.

Her zaman cenaze defnetmeye girdiğim bu kabristan sanki hiç görmemişim gibi içimi korku kapladı. Ve kabristan kokusu değişik bir koku idi.. Ben böyle düşünürken sanki çok zaman geçti gibi uzadı vakit. Ben duvarın üzerindeyim, inemedim, hala düşünüyorum: Bu kabirlerin bazısında sevinç vardır, bazısında azap ve ağıt vardır, eğer benimle konuşmuş olsalar mutlaka Rasûlüllah sallAllahu aleyhi ve sellem efendimizin buyurduğu gibi:

Namaza dikkat edin!

Diyerek haykıracaklardır.

Buradan hemen inmeliyim, şimdi beni kabristan duvarının üzerinde bir kimse görürse "Muhakkak bu kişi delidir. Ya da çok büyük bir musibeti vardır" diyecektir.

Tabii sabah namazını geçirmekten daha büyük musibet olur mu? dedim, kabristanın içerisine atladım. O anda kalbimin titrediğini hissettim. Hemen duvara sırtımı sıkıca yaslayarak adeta yapıştım. Kendime sordum:

Kimden korunmak için sırtımı duvara dayadım acaba korkudan mı? dedim

- Hayır! Hayır! Ben korkmuyorum ki diyerek korkuyu kendime mal etmedim. Ben korkak değilim, belki de kabirlerin üzerine basmamak için böyle davrandım yoksa! Yoksa! korktuğum için mi acaba?

- Tabiî ki.

- Doğrusu çok korkmuştum.

Yavaşça başımı doğu tarafına çevirdim, çünkü o tarafta açılmış hazır kabirler vardı, daha önceden biliyordum. Oraya baktım, daha karanlık gibi geldi bana ve beni çağırıyor gibi oldu. Yavaş yavaş o tarafa doğru ilerlemeye başladım. Kabirlerin yanından geçerken soruyordum:

– Saidlerden misin? (mutlulardan mısın) şakilerden misin? (bedbahtlardanmısın)? neden şaki oldun acaba?

- Sen de namazını mı geçirdin?

- Yoksa şarkı, türkü, eğlence gaflet ile ömrünü boşa geçirenlerden misin?

- Yoksa zina edenlerden misin?

Belki Bu yanından geçtiğim kabirdeki yatan da "Yer yüzünde en güçlü benim" diyerek böbürlenmişti. Gençliğinin bir rüya gibi gelip geçeceğini, toprak yığınının altına yatacağını düşünememişti.. Daha ömrünün uzun olduğunu zanneden, birden bire kendisini burada bulan çok kimse yatıyor bu toprakların altında.

Derken kendime geldim. Ayaklarımı ağırlaşmış gibi hissettim. O koşan ayaklar çok ağır gidiyordu çünkü. Kendisini boş kabrin beklediğini biliyordu, oraya daha önce de gitmiştim lakin bu defa çok farklı idi..

Allah'ım! Bana ne oluyor? Acayip hımırtılar duyar gibiyim. Kulağımın arkasında nefes sesimi ne? Evet evet yakından gelen sesler duydum gibi. Nedir bu acaba?

Arkama dönüp baksam mı? Hayır hayır bakamam, çünkü her yandan bana doğru bakan siyah siyah hayaletler:

– Kimdir bu gece saatinde burada ne işi var diyecekler gibi oldu, dönemedim..

Hayır! Bunlar muhakkak şeytan vesvesesidir, öyle bir şey yok dedim.. Hemen düşündüm yatsı namazını cemaatle kıldım ya.. Allahımın koruması altındayım, başka şeyler aldırmam dedim.

Artık boş kabirlerin yakınına ulaşmıştım.. İnanın ki hayatımda oradan daha karanlık hiç bir şey görmemiştim..

"Hangi cesaret beni buraya kadar getirdi? Şimdi ben nasıl bu kabre inip yatacağım? İçerisinde beni nelerin beklediğini biliyor muyum?" diye kendime sorular yöneltiyorum.

Sanki kalbim ağzıma gelecek gibi oldu, çok çarpıyordu.

Buraya kadar geldim, bu yetişir, döneyim artık, yeminim için üç gün oruç tutayım dedim.. Sonra da;

Buraya kadar gelmişken yeminimi yerine getireyim.. Biraz kenarında oturur, kendimi alıştırır, sonra inerim, dedim.

Bu daracık ve çok karanlık kabir nasıl olur da ya cennet bahçesi ve ya cehennem çukuru oluyor diye düşünüyordum.

- Allahım nedir bu soğuk hava, dünya çok mu soğudu yoksa vücudumda bir ürperme mi oluyor?

Ya bu ses nedir? Şiddetli fırtına sesi gibi?

Hayır! Hayır! Rüzgar değil.. Çünkü etrafta uçuşan bir şey görmüyorum Zerrecik toz bile uçuşmuyor anladım rüzgar değil yine bir şeytan vesvesesidir bu.

Eûzü billahi mineşşeytanirracim, dedim, boyun atkımı serip üzerine oturdum. Dizlerim titriyordu, göğsüme doğru dizlerimi dayayarak güç almaya çalıştım, düşünceye daldım.

Burası bir kabir çukuru, mutlaka her insan buna girecek, bundan kaçış yoktur.. Böyle olduğu halde neden bu kadar servet edinmeye mal toplamaya koşarız?

Allah'ım! İnsan olarak nice birbirimizle bozuştuk… nice gıybetler ettik… namazı terk edenler... şarkıyı türküyü Kur'ân-ı Kerime tercih edenler... Bilmezler mi ki her canlı ölümü tadacak ve bu kabire girecek, neden gaflete dalıyoruz? Halbuki Allah Teala bizleri ne kadar da uyarıyor... Yine de duymazdan gelip her çeşit yasağı yapıyoruz diye düşünceye daldım...

Sonra da yüzümü kabristana doğru çevirdim, hafif bir sesle seslendim, yüksek sesle sormaya cesaretim yoktu, korktum, haydi birisi cevap verirse diye... yavaşça:

– Ey Kabirlerinde yatanlar ne oldu size?

Hani nerede gür sesleriniz? Nerede oğullarınız, kızlarınız? Mal mülk nerede?

Söyler misiniz sual soru nasıl geçti? Kabrin sıkıştırmasından göğüs kemiklerinin ufalanmasından haber verin..

Böceklerden, haşerelerden haber verin..

Hani dünyada iken damak tadını çok bilirdik, beğenmediğimiz yemekler olurdu ya… veya soğumuş diye iştahımız olmazdı ve ya böbürlenirdik yemekleri hazırlayanlara değil mi? Bazen da hatır bile kırardık…

İ'tina ile beslediğimiz bir vücudumuz vardı. İşte bu gün onu yemek için hazır bekliyorlar, böcekler haşereler daha nice bilmediğimiz varlıklar bizden gıda almayı bekliyorlar değil mi?

Artık çare yok, bu kabre inilecek dedim. Allah'a tevekkül ederek sağ ayağımı uzattım ve indim. Omuzumdaki örtüyü kabrin zeminine serdim, üzerine uzandım, başımı da yere koydum. Çok korkuyordum.

Düşündüm, şimdi bu topraklar üzerime çökmüş olsa ne yaparım?.. Yahut kabir beni sımsıkı tutsa ne yaparım? Sırt üstü yatmış olduğum halde gözlerimi de kapadım, kalbimin çarpması dinsin, vücudumun titremesi hafiflesin diye..

Daha ben diri iken, güçlü kuvvetli iken bu kadar zor olursa, güçsüz bir ölünün hali ne olacak? Tam kabrin (lahid) sapma yerine baktım o kadar karanlık ki böyle karanlık hiç görülmemiştir. Acayip bir durum hissettim, her yanı iyice kapalı olduğu halde lahidden öyle bir soğuk hava geliyor gibi oldu bana, donacak gibi oldum.. Yoksa korku üşütmesi mi bu hal? dedim.. Tabii ki çok korkulu bir yer.

İçerisine iyice bakmaktan o kadar korkuyordum ki hemen iki göz öfke ile bana bakıyor gibi geliyordu.. Yada bir mevtanın yanında imişim de o da gözlerini yukarıya dikmiş benden haberi bile yok gibi...

Artık bende lahid tarafına bakmaya cesaret kalmamıştı.. Halbuki boş olduğunu biliyorum. Yine de oraya bakmak cesaret istiyordu. Gözüm yine arada sırada oraya kayıyor, göz ucu ile bakıyorum.

Rasûlüllah sallAllahu aleyhi ve sellem efendimizin buyurduğu gibi:

"– Lailahe illAllah. İnne lilmevti sekratun."

Allah'tan başka ilah yoktur. Ölümün sekeratları vardır.

Ölüm anı geldiğinde halim ne olacak Rabbim derken bütün vücudumu titreme sardı.

Ben ruhumu teslim ederken ailemin telaşa kapılması, "Doktor getirin, okuyacak kim var?" diyerek çabalamasını görür gibi oldum.

Sonra ben ölünce arkadaşlarım beni tabut içerisinde getiriyorlar. "Lailahe illAllah" diyerek arkadaşımın biri beni kabre indiriyor, başımı tutuyor, yavaş yavaş yere koyuyor, sonra da birden bire toprakları atmaya başlıyorlar.

Sonra türbedar Ahmed Efendi elinde su kabını getiriyor, mezarımın üzerinden su serpiştiriyorlar, şeyh efendi de onlara şöyle diyor:

– Kardeşinize dua edin şu an sorgu sual olunuyor.. Kardeşinize dua edin şu an sorgu sual olunuyor diye tekrarlıyor.. Biraz dua edip gidiyorlar.. Beni yalnız bırakıyorlar..

Sanki o anda omuzundan tutulup sarsılıyor:

Ey İnsan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? (İnfitar suresi; ayet 6)

Söyle bakalım, farz namazlarını terk ettin öyle mi? Halbuki:

– Gök gürültüsü, O'na hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun korkusundan "subhanAllah" derler (Ra'd suresi; ayet 13)

Ben bu hâle dayanamayarak:

– Rabbirciuuuuun… Rabbirciuuuuuun (Rabbim beni dünyaya döndür) diye haykırıyorum. O anda sanki sesim kabristanı sallıyor semavata ulaşıyor. Şu ayeti kerimeyi hatırladım:

– Nihayet o müşriklerin birine ölüm geldiği vakit "Ey Rabbim! Beni dünyaya döndür!

Tâ ki, o zayi ettiğim ömürde yararlı işler göreyim!
" der.

Hayır! Bu sadece onun söylediği boş bir kelimedir. Önlerinde ise tâ diriltilecekleri güne kadar bir perde (berzah alemi) vardır. (Mu'minun suresi; ayet 99-100).

Sonra ağladım, ağladım, çokca ağladım. Sonra da "Elhamdulillahi Rabbil alemin, alemlerin Rabbine hamdolsun ki daha ölmedim, tevbe ümidim var, "Estağfirullah El-Azim ve Etubu İleyh" dedim. Kırık gönülle kalktım, oturdum, yüce Allah'ımın huzurunda ne kadar güçsüz çaresiz bikes olduğumu bir daha anladım. Boynumu eğdim, atkımı aldım, üzerindeki kabir tozlarını çırptım.

Rabbim ne yücesin, diyerek evimin yolunu tuttum.

***

Her kim Allah Teâlâ'nın buyurduğu ayeti kerimeleri hafife alırsa pişman olacağı günü beklesin.

"Yâ siz zannettiniz mi ki, biz sizi boşuna yarattık da bize döndürülmeyeceksiniz?" (Mu'minun suresi; ayet 115)



Altınoluk Dergisi

Şeytanın Tatlı Söz ve Yönlendirmeleri...

ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ
 
1 - BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ.
 
2 - DAHA GENCİZ.
 
3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
 
4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
 
5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
 
6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
 
7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.
 
8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
 
9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
 
10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
 
11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
 
12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.

ŞEYTAN VE DOSTLARI

Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.

Açılış konuşmasında demiş ki:

Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi  ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.

Allah ile bir kere  bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi  ile bağlantı kuramasınlar..

Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?

Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..'

Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!

Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır. Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
 
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde,  kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk maillerle, sipariş  katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve  boş umutlarla doldur! Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler  bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır!

Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!

Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve  dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler!

Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler.   Sizce bu plan başarılı mı?

3 Temmuz 2012 Salı

Limited Şirketlerin Esas Sözleşmeleri

Yeni kurulacak limited şirketlerin esas sözleşmeleri neleri içerecektir?

Bilindiği üzere 1 Temmuz 2012 tarihi itibariyle 6102 sayılı Yeni TTK, 6335 sayılı Yeni TTK'da değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun ile birlikte yürürlüğe girdi.

1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren şirket kuruluşları Yeni TTK uyarınca yapılacaktır ve şirketler esas sözleşmelerini de Yeni TTK uyarınca hazırlayacaklarıdır. Bu yazımızda limited şirketlerin esas sözleşmelerinde yer alması gereken düzenlemeler ele alınacaktır.

Yeni TTK ile limited şirketlerle ilgi olarak önemli yenilikler getirilmiştir. Bunlardan kuruluşla ilgili olanlardan bazıları, tek ortaklı limited şirket kurulabilecek olması, asgari sermayenin 5.000.-TL'den 10.000.-TL'ye yükseltilmesi, sigorta şirketlerinin de limited şirket olarak kurulabilecek olması gibi yeniliklerdir.

Limited şirketlerin sözleşmeleri yazılı şekilde yapılmak zorundadır ve kurucuların imzalarının noterce onaylanması şarttır. (Yeni TTK md. 575) Yeni TTK ile, sözleşmelerde, zorunlu olarak yer alması gereken hükümler ile öngörülmeleri şartıyla bağlayıcı olan hükümler şeklinde iki ayrı düzenleme getirilmiştir. Şirket sözleşmesinde zorunlu olarak bulunması gereken hususlar aşağıdaki gibidir. (Yeni TTK md. 576)

-Şirketin ticaret unvanı ve merkezinin bulunduğu yer.
-Esaslı noktaları belirtilmiş ve tanımlanmış bir şekilde, şirketin işletme konusu.
-Esas sermayenin itibarî tutarı, esas sermaye paylarının sayısı, itibarî değerleri, varsa imtiyazlar, esas sermaye paylarının grupları.
-Müdürlerin adları, soyadları, unvanları, vatandaşlıkları.
-Şirket tarafından yapılacak ilanların şekli.

6762 sayılı Eski TTK uyarınca ise; şirketin ticaret unvanı ve merkezi, işletmenin konusu, esas sermaye ile her ortağın koymayı taahhüt ettiği sermaye miktarları, şirketin yapacağı ilanların şekli ve şirketin müddeti esas sözleşmede yer almak zorunda idi.

Yeni TTK ile Eski TTK arasında, esas sözleşmede yer alması zorunlu hususlarla ilgili önemli farklardan bir tanesi, Eski TTK uyarınca sözleşmede işletmenin konusunun belirtilmesi gerekir iken, Yeni TTK ile esaslı noktaları belirtilmiş ve tanımlanmış bir şekilde şirketin işletme konusuna yer verilecektir. Eski TTK uyarınca limited şirketler, şirket sözleşmelerinde sayılan işletme konuları dışında kalan ticari bir işlemi yapamıyorlardı. Bu kurala da “ultra vires” denilmekteydi. Yeni TTK ile bu kural kaldırılmaktadır. Böylelikle, limited şirketler yalnızca esas sözleşmelerinde yer alan faaliyetlerle sınırlı kalmayacaktır. Esas sermaye payının sayısının ve itibari değerinin belirtilmesi gereği bu payı anonim şirket payına özdeş kılmamakta ve yaklaştırmamaktadır. Gerekçede de bu husus vurgulanmıştır. Bir diğer yenilik ise, müdürlerin adları, soyadları, unvanları ve vatandaşlıklarının esas sözleşmede bulunması zorunluluğudur. Kanaatimizce, müdürlerin vatandaşlıklarının esas sözleşmede yer alacak olmasının temelinde, yabancı ortaklı firmalarının müdürlerinden bir tanesinin Türk vatandaşı olması zorunluluğundan kaynaklanmaktaydı. Ancak 6335 sayılı Kanun ile bu zorunluluk kaldırılmıştır.

Aşağıdaki hususlar ise şirket sözleşmesinde öngörülmek şartıyla bağlayıcı olacaktır.
-Esas sermaye paylarının devrinin sınırlandırılmasına ilişkin kanuni hükümlerden ayrılan düzenlemeler.
-Ortaklara veya şirkete, esas sermaye payları ile ilgili olarak önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları tanınması.
-Ek ödeme yükümlülüklerinin öngörülmesi, bunların şekli ve kapsamı.
-Yan edim yükümlülüklerinin öngörülmesi, bunların şekli ve kapsamı.
-Belirli veya belirlenebilir ortaklara veto hakkı veya bir genel kurul kararının oylanması sonucunda oyların eşit çıkması hâlinde bazı ortaklara üstün oy hakkı tanıyan hükümler.
-Kanunda ya da şirket sözleşmesinde öngörülmüş bulunan yükümlülüklerin hiç ya da zamanında yerine getirilmemeleri hâlinde uygulanabilecek sözleşme cezası hükümleri.
-Kanuni düzenlemeden ayrılan rekabet yasağına ilişkin hükümler.
-Genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin özel hak tanıyan hükümler.
-Genel kurulda karar almaya, oy hakkına ve oy hakkının hesaplanmasına ilişkin kanuni düzenlemeden ayrılan hükümler.
-Şirket yönetiminin üçüncü bir kişiye bırakılmasına ilişkin yetki hükümleri.
-Bilanço kârının kullanılması hakkında kanundan ayrılan hükümler.
-Çıkma hakkının tanınması ile bunun kullanılmasının şartları, bu hâllerde ödenecek olan ayrılma akçesinin türü ve tutarı.
-Ortağın şirketten çıkarılmasına ilişkin özel sebepleri gösteren hükümler.
-Kanunda belirtilenler dışında öngörülen sona erme sebeplerine dair hükümler. (Yeni TTK 577)
Bu düzenleme Eski TTK'da bulunmamakta idi. Yeni TTK ile getirilen bu düzenleme ile, kurucular, şirket sözleşmesine, emredici kurallara aykırı olmamaları kaydıyla, istedikleri hükümleri koyabileceklerdir. Ancak, bağlayıcı olabilmeleri için bazı hükümlerin şirket sözleşmesinde öngörülmesi gerekir; aksi durumda, şirketler hukuku yönünden bağlayıcı olmayacaktır. Örneğin, esas sermaye paylarını bağlamlı konuma getiren, yani kanun hükümlerinden ayrılan devir sınırlamaları koyan, önalım, alım, önerilme (devirden önce diğer ortaklara önerme) hakları, ek ödeme yükümlülükleri vs. ancak şirket sözleşmesiyle konulabilecektir. Bu tür hükümler şirket sözleşmesi dışında öngörülmüşse, ancak bir borçlar hukuku sözleşmesinin hükümlerini doğuracaktır.

Ayni sermaye, ayınların veya işletmelerin devralınması ve özel menfaatler hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanacaktır. Şirket sözleşmesi, 6102 sayılı bu Kanunun limited şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak kanunda buna açıkça cevaz verilmişse sapabilir. Diğer kanunların öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı nitelikteki şirket sözleşmesi hükümleri, o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar. (Yeni TTK 578 ve 579)

Yeni TTK ile limited şirketlere yönelik birçok değişiklik getirilmiş olup, yukarıda esas sözleşme bakımından getirilen düzenlemeler incelenmiştir. Halihazırda mevcut bulunan limited şirketlerin de esas sözleşmelerini 01.07.2013 tarihine kadar Yeni TTK'ya  uyarlamaları gerekmektedir.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

İşte Osmanlı ...

İşte Osmanlı ...

19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar.
Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın."

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp

mektubu okurlar:

"Fransızlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir."

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:

"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi temsilen kutlarlar.

22 Mayıs 2012 Salı

Mübarek Üç Aylar

Mübarek Üç Aylar

Regâib gecesi, Recep ayının ilk Cuma gecesidir ve ardından Receb ayına girilmiş olur. Regaib kandili, “Üç Aylar (Recep,Şaban,Ramazan)” olarak bildiğimiz rahmeti, bereketi ve mağfireti bol olan faziletli bir maneviyat iklimine girdiğimizin habercisidir. Af ve mağfiret için bu ayda eller daha bir yükseğe kalkmalı, gönüller daha hassas olmalıdır.

Peygamberimiz (sav) Efendimiz buyurmuştur ki: “Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.”

Enes bin Malik(ra)’den şöyle rivayet edilir. Recep ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: “Allahım! Recep ve Şabanı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”

Allah (cc) Buyurdu ki;

 

Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.

(Nisa / 103.Ayet)

 

Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!  (Hicr 15/99.Ayet)

 

Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün… (Tahrim 8.Ayet)


Hadislerden Damlalar

 

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (SAV) buyurdular ki:

 

"Âdemoğlu secde âyeti okur ve secde ederse şeytan ağlayarak ayrılır ve:

"Yazık bana, insanoğlu secdeyle emredildi ve secde etti, mukabilinde ona cennet var. Ben de secdeyle emrolundum ama ben itiraz ettim, benim için de ateş var" der." (Müslim, Îmân 133, 81.)


Ebû Mûsâ el-Eş'arî radiyallahu anh'den Nebî (SAV)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

 

-Şu bir hâlis mü'min ki: Kur'ân okur ve onun muktezâsiy'e amel eder, o, tadı güzel, kokusu güzel turunç (meyvesi) gibidir.

-Şu bir mü'min de Kur'ân okumaz, fakat mû'cebiyle amel eder. Bu da tadı güzel, fakat kokusu olmayan hurma gibidir.

 

-Kur'ân okuyan (fakat mû'cebiyle amel etmeyen) munâfikm benzeri de kokusu güzel fakat acı reyhâne (otu) gibidir.

-Kur'ân okumayan munâfıkın benzeri de tadı acı ve kötü, kokusu acı Ebû Cehil karpuzu gibidir. (Buhari)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...