Bu Site Sizin Sizde Yazınızı Gönderin

Evet bu siteye sizlerde yazılarınızı gönderebileceksiniz. Yapmanız gereken içerisinde link ve reklam olmayan yazılarınızı haberdaim@gmail.com adresine mail olarak göndermek.
Hepsi bu kadar. İyi Paylaşımlar
Dikkat edilmesi gerekenler;
Siteye cinsel içerikli, reklam içerikli paylaşımlarda bulunmak yasaktır.

27 Aralık 2007 Perşembe

Otomobil almadan önce bilmeniz gerekenler!

Eğer bir otomobil almayı istiyorsanız ve bunun sizin için gerçekten kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğuna eminseniz almadan önce mutlaka bu haberimize bir göz atmanızda yarar var
Satın almayı düşlediğiniz otomobilin sadece fiyatına değil, kullanım maliyetine, servis hizmetlerinin kalitesine ve ücretlerine, ikinci el değerine bakın. Ancak unutmayın seçtiğiniz otomobil kullanmaktan keyif alacağınız bir model olsun.. İşte otomobil alma rehberi:
Otomobillerin fiyatlarını iyi inceleyin. Liste fiyatının dışında pazarlık yapmayı unutmayın.
* Sedan mı, hatchback mi, SUV mu hangisi size uygun? Satın alacağınız otomobilin modelini belirlerken, ihtiyaçlarınıza göre karar verin.
* Güvenlik donanımlarına dikkat edin! ABS, EBD, havayastıkları gibi güvenlik aksesuarlarının fiyata dahil olup olmadığını öğrenin.
* Satış sonrası servis ağı sorunsuz markaları tercih edin. Servis ve işçilik fiyatlarını araştırın.
Otomobil, gayrimenkulden sonra en önemli ve en pahalı giderlerinden biri. Bu yüzden otomobil satın alırken, en iyi tercihi yapın. Bunun için otomobilden beklentinizin ne olduğunu tespit edin. Tabii ki, seçenekleriniz bütçenizle sınırlı. Ama satın almayı düşündüğünüz otomobilin sadece fiyatına değil, kullanım maliyetine, servis hizmetlerinin kalitesi ve fiyatına, ikinci el değerine bakın. Satın almadan önce şu soruları cevaplayın, sonra kararınızı verin. Ancak unutmayın, bütün değerlendirmeler sonrasında tercih edeceğiniz otomobil, kullanmaktan keyif alacağınız bir model olsun.
MODEL: Satın alacağınız otomobilin modelini belirlerken, ihtiyaçlarınıza göre karar verin. Kalabalık bir aile misiniz, uzun tatil yolculuklarına çıkar mısınız sorularını yanıtladıktan sonra karar verin. İhtiyaçlarınızı karşılayacak modeli tercih edin. Buna göre sedan, hatcback, stainwagon, SUV modellerinden birine karar verin.
FİYAT: Otomobilin fiyatlarını iyi inceleyin. Liste fiyatlarının dışında, pazarlık yapın. Oto bayileri liste fiyatlarının üzerinden peşin alım indirimleri uygulayabiliyor. Ayrıca, opsiyon aksesuarların fiyata dahil olmadığını bilerek, karar verin. Aracın kullanım maliyetlerini de düşünün. Yakıt, servis bakımları, kaskosu, Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni hesaba katın.
GÜVENLİK: Otomobilde güvenliğe önem veriyorsanız; ABS, EBD, havayastığı gibi güvenlik aksesuarlarının olmasına dikkat edin. Son yıllarda güvenlik elemanları, otomobillerde standart olarak sunuluyor. Ancak, bunların dışında başka hangi ekstra güvenlik aksesuarları var mutlaka öğrenin.
SERVİS: Almayı düşündüğünüz aracın yeterli servis ağına ve yedek parça sağlama kolaylıklarına sahip olduğundan emin olun. Fiyata aldanıp, servis ve yedek parça konusunda sorun yaşayacağınız bir otomobil satın almayın.
YAKIT TÜKETİMİ: Artan akaryakıt fiyatları, otomobilde tercihi ekonomik otomobillere kaydırdı. Bu yüzden otomobil satın alırken, düşük yakıt tüketimi olan modelleri tercih edin.
DEĞER KAYBI: Satın alacağınız otomobilin değer kaybını göz önüne alın. İkinci el de tercih edilen ve diğerlerine göre daha az değer kaybeden bir aracı tercih edin. Çünkü değer kaybı daha az olan bir aracı satın alarak potansiyel zararınızı azaltabilirsiniz.
TEST SÜRÜŞÜ: Satın almaya karar verdiğiniz otomobille mutlaka test sürüşü yapın. Kendinizi güvenli ve konforlu hissettiğiniz otomobili tercih edin.

Hormonlu Ürün Nasıl Anlaşılır

Hormon takviyesinin özellikle zamansız yetiştirilen ürünlerde daha fazla gözlendiğini kaydeden uzmanlar, bu nedenle sebze ve meyvelerin normal gelişme süreçlerinde alınıp tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. Buna göre domatesin 15 Ekim-10 Kasım ve 10 Nisan-5 Mayıs, patlıcanın 15 Kasım-15 Mayıs, kabağın ise 1 Kasım-15 Mayıs tarihleri arasında tüketilmemesi öneriliyor.
Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nevcihan Gürsoy, açıklamada, Türkiye'nin, nüfusunun yaklaşık 20 milyonunun tarım sektöründe çalışan ve gayri safi milli hasılasında tarımın payı yüzde 11.2 olan dünyanın önemli tarım ülkelerinden birisi olduğunu söyledi. Bununla birlikte sektörde çeşitli sorunlar yaşandığını ve halen de devam ettiğini ifade eden Gürsoy, bu sorunlardan birinin de tarım ürünlerinde ve gıda maddelerinde hormon kullanımı olduğunu söyledi.
Hormon kullanımı ya da kullanılmış olma olasılığının halk arasında en çok tartışılan konuların başında geldiğini ifade eden Gürsoy, hormonları, 'bitkilerdeki büyüme ve gelişmeyi düzenleyici olarak kullanılan, düşük yoğunluklarda dahi etkili olabilen ve bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddeler' olarak tanımladı.
Hormonların insan nüfusunun hızla arttığı günümüzde tarım ürünlerini de hızla artırmak ve verimliliği yükseltmek amacıyla kullanıldığını vurgulayan Gürsoy, şu bilgiyi verdi: ''Bunu yaparken insan sağlığını göz ardı etmemek gereklidir. Bu nedenle hormon ya da hormon etkili kimyasalların kullanımı bilinçli olarak yapılmalıdır. Aslında dikkat edilmesi gereken konu gıda maddelerinde ve tarımsal ürünlerde çok büyük önem taşıyan bu kimyasalların kurallarına uygun olarak kullanılmasıdır. Kullanılan kimyasalların uygulama dozları, zamanları ve uygulanacak ürün çeşitlerinin bilinmesine rağmen uygulamada zamanlama ve doz ayarlamalarına dikkat edilmediğine sıklıkla rastlamaktayız. Esas tehlike ve zarar oluşumu bu nedenle meydana gelmektedir.
İnsan sağlığı açısından ürünlerde kullanılan kimyasalların toksik etkisi doğrudan doza bağlı olarak gelişmektedir. Dozunda kullanılmayan her türlü kimyasal hem üründe hem de ürünü tüketen canlılarda zehir etkisi gösterebilmektedir.'' Türkiye'de özellikle domates, patlıcan, patates, kabak, salatalık, üzüm, elma, çilek, kavun, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve çeltikte hormon kullanıldığının çeşitli platformlarda dile getirildiğini, fakat bu konunun kesin sonuçlarla ortaya konulmadığını bildiren Gürsoy, şöyle konuştu: ''Şu bir gerçek ki tarım ve gıda sektöründe kontrolsüz kimyasal kullanımı yeterince denetim altına alınamamaktadır. Bu da canlılarda çeşitli sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Hormonlu ürünler sürekli tüketildiğinde vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulması, şişme, yağlanma, hücrelerin zayıflayarak kansere yatkınlığın artması gibi kanıtlanmamış, ancak ciddi şüphelere yol açan sonuçları bulunmaktadır.''
-HORMONLU ÜRÜN NASIL ANLAŞILIR?-
Hormon takviyesinin özellikle zamansız yetiştirilen ürünlerde daha fazla gözlendiğini anlatan Gürsoy, ''Bu nedenle özellikle sebze ve meyveler normal gelişme süreçlerinde alınıp tüketilmelidir. Örneğin, domatesin 15 ekim-10 kasım ve 10 nisan-5 mayıs, patlıcanın 15 kasım-15 mayıs ve kabağın 1 kasım-15 mayıs tarihleri arasında tüketilmemesi önerilmektedir'' diye konuştu.
Hormon kullanılmış ürünlerde özellikle zamanının dışında üretilen sebze ve meyvelerde çeşitli farklılar gözlendiğini kaydeden Gürsoy, şöyle devam etti: ''Bunlara örnek verecek olursak, domates çekirdeksiz, içi çok sulu, boşluk varsa, patlıcan içi süngerimsi ve çekirdeksizse, kabak şekli bozuk, çekirdeksizse, biber aşırı büyük ve etliyse, çekirdek evi boş, etli kısmı sertse, patates şekilsiz ve patates yumruları yapışıksa, içinde kararmalar varsa, karpuzun çekirdek yerleri boşsa hormonlu olduğu anlamına gelebiliyor. Bu özellikleri taşıyan ürünleri almamaya özen gösterilmelidir.''

24 Aralık 2007 Pazartesi

Sinüzit nasıl oluşur?

Sinüzit nasıl oluşur?
Kronikleşen sinüzite dikkat..!
Şiddetli baş ağrılarıyla kendisini gösteren sinüzit, kişinin yaşamını olumsuz yönde etkiliyor. Ancak biraz dikkat ederek bu hastalıktan korunmak mümkün.
Kafa kemikleri içinde burun çevresinde yerleşmiş içi hava dolu odacıklara sinüs ve bu boşlukların enfeksiyonlar sonucu iltihaplanmasına da sinüzit adı veriliyor. Peki kişinin hayatını kâbusa çeviren sinüzitten kurtulmanın imkanı yok mu? Op. Dr. Murat Şirin, sıkça rastlanan sinüzit hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili şu bilgileri verdi.
Sinüzit nasıl oluşur?
Sinüsleri temizleyen ince kanallar tıkanırsa sinüzit hastalığı başlar. Bu tıkanıklık tedavi ile ya da kendiliğinden açılırsa sinüzit iyileşir ama eğer açılamazsa hastalık kronikleşir. Sinüs kanallarının tıkanıklığına bazı burun içi ve sinüslerle ilgili yapısal koşullar, tekrarlayan üst solunum yolu infeksiyonları, allerjik sebepler, polip ve geniz eti gibi oluşumlar yol açabilir. Bazı kalıtsal sorunlar ve bağışıklık sorunları da sinüzitin diğer sebepleridir.
Sinüzit genel olarak akut ve kronik olarak ikiye ayrılır. Akut sinüzit yeni oluşan sinüzit anlamına gelir. Uygun tedavi edildiği zaman tamamen iyileşir. Ancak kronik sinüzit sinüslerde sürekli bir iltihap olması anlamına gelir ve tedavisi de zordur. Medikal tedaviye cevap vermezse cerrahi müdahale gerektirebilir.
Kimler sinüs problemiyle daha sık karşılaşır?
Gerçekte herkes sinüs enfeksiyonu geçirebilir ancak bazı gruplar daha hassastırlar.
Allerjisi olanlar, yapısal burun bozuklukları olanlar,
Sık sık enfeksiyona maruz kalanlar ve sigara içenler birer örnektir.
Belirtileri nelerdir?
Akut ve kronik sinüzitin belirtileri birbirinden farklıdır. Akut sinüzit daha şiddetli şikayetler ile kendini gösterir. Ağrı en sık görülen şikayettir. Bu, baş ağrısı, yüz ağrısı, göz çevresinde ağrı şeklinde olabilir. Genellikle öne doğru eğilmekle artan dolgunluk tarzında tarif edilebilen bir ağrıdır. Ayrıca burun tıkanıklığı, koyu kıvamlı ve sarı-yeşil renkli burun akıntısı, koku duyusunda azalma, geniz akıntısı, ateş, çene ve dişlerde ağrı, ağız kokusu, burun kanaması, göz kapakları ve yüzde şişme gibi belirtiler olur. Öksürük hem akut hem de kronik sinüzitin belirtisidir. Kronik sinüzitte şikayetler daha az şiddetlidir ancak süre olarak 3 aydan uzun sürer. Sanılanın aksine ağrı daha az hatta bazen belli belirsizdir. Hastada daha çok burun tıkanıklığı, öksürük, geniz akıntısı, koku almada azalma veya kötü koku rahatsız eder.
Ameliyat sonrası iyileşme garanti
Tedavi yöntemleri nelerdir?
Günümüzde standart olarak olarak yapılan cerrahi endoskopik sinüs cerrahisidir. Burada muayene sırasında kullanılan endoskoplarla yakın zamanda geliştirilmiş ince araçlar kullanılıyor. Endoskoplar aracılığı ile sinüslerin burun içine açıldıkları deliklere ulaşıp deliklerin genişletilmekte ve sinüslerin havalanması sağlanmaktadır. Cerrahi genel ve lokal anestezi altında yapılabilmektedir. Cerrahi sonrası burun içine kısa süreli küçük tamponlar yerleştirilmekte ve ameliyat sonrası hasta birkaç kez pansumana çağrılabilmektedir. Genel olarak çok ağrılı olmayan, hasta konforunun çok fazla bozulmadığı ameliyatlardır.
Son dönemde adı duyulmaya başlayan balon ile sinüzit ameliyatları (balon sinoplasti) henüz çok yeni bir teknik olup ancak çok sınırlı oranda hastada kullanılabilecek bir tekniktir ve endoskopik sinüs cerrahisinin yerini tam olarak tutmamaktadır.
Cerrahi yöntemde başarı oranı yüksek mi?
Sinüzit cerahisi sonuçlarının başarılı olmadığı ve hastalığın sık tekrarladığı yönünde bir inanış vardır. Bu bir yanılgıdan kaynaklanır. Allerjik zemin üzerinde gelişen polipli sinüzitlerde tekrarlama eğilimi gerçekten yüksektir. Ancak hastaların çoğunluğunu sadece sinüs kanallarının daralmış ya da tıkalı olduğu basit tekrarlayan sinüzitler oluşturur ve bu hastalarda cerrahinin başarı oranı % 90'ların üzerindedir. Ayrıca ameliyat tedavisinden sonra uygun bir ilaç tedavisi ve düzenli bir hasta izlenimi, ameliyat sırasında kullanılan donanım ve doktorun bu konudaki özel deneyimi başarıyı etkileyen diğer faktör.
Bulgular önemli
Nasıl teşhis edilir?
Hastanın şikayetleri dikkatlice sorgulanmalı, tam bir KBB muayenesi yapılmalıdır. Ancak akut sinüzitte muayene sırasında çoğu zaman burun içinde akıntı görülüp teşhis konulabilse bile kronik sinüzitte bu genelde pek mümkün olmamaktadır. Hastanın şikayeti ve muayene bulguları muhakkak radyolojik yöntemler ile desteklenmelidir.

19 Aralık 2007 Çarşamba

Japonya: 'EVET, UFO VAR'

Teknoloji devi Japonya en yetkili ağızdan UFO'ların varlığını doğruladı...
Bilimsel olarak varlığı resmiyet kazanmamış tanımlanamayan uçan nesneler (UFO) hakkında açıklama yapan Japonya hükümet sözcüsü "Evet, Ufo'lar var, Ama bu konuda daha fazla konuşamam" dedi.
Ülkede son aylarda artan Ufo haberleri üzerine Devlet Bakanı ve hükümet sözcüsü Nobutaka Machimura, rutin olarak düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili kısa bir değerlendirmede bulundu. Bakan Machimura, Ufo'larla alakalı sorularla hergün karşılaştığını belirterek, "Kişisel olarak, bu nesnelerin varlığına kesin olarak inanıyorum. Ancak daha fazla konuşamam" dedi.
Tokyo hükümeti, daha önce daha önce yayımladığı bir bildiride Ufo'ların keşfedildiğiyle ilgili olaylara karşı 'ilgisiz' olduklarını kaydetmişti. Açıklama, bir muhalefet partisi milletvekilinin sürekli gündemi meşgul eden Ufo vakalarıyla alakalı araştırma yapılması talebi üzerine yapılmıştı. Machibura, hükümetin daha önceki 'kalıplaşmış ve yüzeysel' açıklamalar'dan başka daha fazla bilgi veremeyeceğini de sözlerine ekledi.

13 Aralık 2007 Perşembe

Dünyanın En Pahalı 10 saati

Dünyanın en pahalı 10 saati

Forbes zamanında dünyadaki en pahalı saatleri bulmuş çıkartmış bizlere sunmuş. Şimdi bize düşen 1.130.620 USD lık bir saatin hangi kolda nasıl taşınacağını düşünmek olacaktır. İlk 10′a giren saatlerin en ucuzu 180.000 USD’dan başlıyor.

Saat firmalarının hepsi İsviçreli. Kendileriyle Avrupa Futbol şampiyonasında aynı grupta olduğumuzu hatırlattıktan sonra saatlerin tümünü tek tek sayfalarına bakarak bulabileceğiniz gibi Forbes dergisinin ilgilisayfasına giderek kolaylık sağlayacağınızı hatırlatmak boynumuzun borcu olur.

HEPSİ BURADA SAAT FIRSATLARI İÇİN TIKLAYINIZ

1- Chopard - Swiss 1860 Super Ice Cube 1.130.620 USD www.chopard.com

2- Blancpain - Swiss 1735 - 1735 - 1.000.000 USD www.blancpain.com

3- Vacheron Constantin - Swiss 1755 - Minute Repeater - 340.000 USDwww.Vacheron-Constantin.com

4- Audemars Piguet - Swiss 1875 - Minuter Repeater with Tourbillon - 297.500 USD www.AudemarsPiguet.com

5- Roger Dubuis - Swiss 1995 - Hommage H43 2610 0 N94.1 291.70 USD www.rogerdubuis.com

6- Girard-Perregaux - Swiss 1791 Magistral Tourbillion - 280.000 USDwww.Girard-Perregaux-usa.com

7- Breguet - Swiss 1775 5437PT - 275.000 www.breguet.com

8- Patek Philippe - Swiss 1839 - 10 day Tourbillion - 240.000 USDwww.patek.com

9- Pamigiani Fleurier - Swiss 1996 - Parmigiani Bugatti Type 370 - 200.000 USDwww.pargmigiani.ch

10- IWC - Swiss 1868 - Grande Complication - 180.000-280.000 USDwww.iwc.ch

Yazı kaynağı <http://ladress.blogspot.com/2007/12/dnyann-en-pahal-10-saati.html>

7 Aralık 2007 Cuma

Da Vinci'nin şifresi çöz çöz bitmiyor!

Leonardo Da Vinci’nin tabloları üzerinde çalışan bir grup sanat tarihçisi, ressamın bazı tablolarına aynayla bakılınca Tanrı figürü belirdiğini söyledi.
Ünlü İtalyan ressam Leonardo Da Vinci’nin eserlerinin içine gizlenmiş ve ancak aynada bakıldığı zaman görülebilen gizemli yüzler ve dini semboller ortaya çıktı.
Uzmanların uzun araştırmaları sonucu tespit edilen figürler için ilginç yorumlar yapıldı. Resimler üzerinde çalışan ve sanat tarihçilerinden oluşan “Kutsal Kitap ve Tabloların Aynası” adlı grup, Da Vinci’nin yaşadığı dönemde Katolik Kilisesi tarafından sapkınlıkla suçlandığı için özel düşüncelerini bu şekilde resimlerine gizlediğini belirledi.
Ressamın en ünlü eserleri olan “Mona Lisa” ile “Bakire ve Çocuk” tablolarında aynı yöntemle Tanrı figürü işlendiğini öne süren grup, gizemli görüntüyü internet sitelerine de koydu.
Buna göre, Mona Lisa tablosundaki resmin sağ kolunun alt kısmında, Yahudi Tanrısı Yehova’yı Vatikan tacını giymiş şekilde resmeden bir figür ortaya çıkıyor.
AZİZ JOHN TABLOSUNDA GİZLİ ADEM İLE HAVVA
“İsa’nın Son Akşam Yemeği” adlı tabloda ters duran bir kutsal kase şekli belirirken, “Aziz John” tablosunda ise Adem ve Havva’yı cennet bahçesindeyken gösteren bir figür yer alıyor.
YAHUDİ TANRISI BELİRİYOR
“Bakire ve Çocuk” tablosuna aynayla bakılınca, Yahudi Tanrısı Yehova, Vatikan tacıyla görülüyor. Akşam


30 Kasım 2007 Cuma

Bundan sonra ağrı kesiciler reçeteye yazdırılmayacak

Hastalar bazı ilaçları cepten para ödeyerek almak zorunda kalacak! İşte o ilaçlar:
Soğuk algınlığı ilaçları ve ağrı kesicilerin reçetesiz, yani para ile satılması gündemde.
Sağlık Bakanlığı, tezgah üstü ilaçlar olarak bilinen ve reçetesiz satılan ilaçların listesini yeniden hazırlıyor. Liste tamamlandığında, hastalar bazı ilaçları cepten para ödeyerek almak zorunda kalacak. Tezgah üstü ilaçlar dünyada "OTC" yani "over the counter" ilaçları olarak biliniyor. Bu ilaçlar eczanelerde reçetesiz satılıyor, sosyal güvenlik kurumlarınca ödenmiyor, hastalar ilaçların parasını cebinden ödüyor.
Dünya ilaç sektöründe reçetesiz satılanların payı yüzde 6, Türkiye'de ise yüzde 4.
Sağlık Bakanlığı, "OTC" listesini yeniden düzenlemek için harekete geçti. Listeye ilk olarak soğuk algınlığı ve ağrı kesici ilaçların dahil edilmesi planlanıyor. Ayrıca antiseptikler, vitamin ve mineraller de listeye girebilir.
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, yeni uygulama için "Amaç akılcı ilaç kullanımını topluma yerleştirmek. Kamu maliyesinin karşılama imkanlarını gözönünde tutmak" diye konuştu.İlaçların listesini Sosyal Güvenlik Kurumu, Maliye ve Sağlık Bakanlığı belirleyecek.
Gümrükçüoğlu, "Bir ağrı kesici düşünün. 1-2 YTL'yi geçmeyenlerdir. Bu ilaçların OTC grubunda yer alacak olmalarının yanı sıra, ödenmesine devam edilebilir. Bunların ödenmemesi halinde, daha pahalı ilaçlar ödenebilir. Kamu maliyesinin daha büyük masraflara girmesinin önüne geçilmiş olur" dedi. Maliyet hesapları yapıldıktan sonra oluşturulacak yeni listenin 2008 yılı sonunda hayata geçirilmesi hedefleniyor.nethaber

29 Kasım 2007 Perşembe

Ağız Kokusunun Sebepleri

Nefesiniz kokmasın

Ağız kokusu, nedeni ne olursan olsun hoş olmayan bir durumdur. Toplumun büyük kısmını etkileyen bu rahatsızlık, kişilerde psikolojik sıkıntılara yol açar.

Ağız kokusu (halitozis, oral malodor veya bad breath) ağız veya ağız dışı olsun, kaynağına bakılmaksızın hoş olmayan koku olarak tanımlanmaktadır. Ağız kokusunun temel olarak oral kavitenin durumu (yani ağız hijyeni ve periodontal sağlık durumu) ile alakalı olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla ağızda oluşan koku, sıklıkla dental tedavi gerektirmektedir.

İlişkileri bile etkiler

Ağız kokusu toplumun büyük kesimini etkilemekte ve etkilenen kişilerde önemli sosyal ve psikolojik sıkıntılara neden olmaktadır. Çağdaş toplumlarda insanların birbirleri ile olan ilişkileri önemli olduğu için gelişmiş ülkelerdeki insanlar bu probleme daha çok dikkat etmektedirler. Bununla birlikte çok az hasta tedavi için diş hekimine başvurmaktadır. Bu, ağız kokusu problemi yaşayan insanların sıklıkla tam olarak bu durumun farkında olmamalarından kaynaklanmaktadır. Ağız kokusunu gidermek için nefes ferahlatıcı, gargara, sprey, şeker ve sakızlar için ciddi paralar harcandığı görülmektedir. Pek çok ticari ürün ağız kokusunu elimine ettiğini iddia etmektedir. Ancak bu ürünler ağız kokusunu sadece maskelerler. Oysa ki ağız kokusu genel olarak kötü oral hijyen veya oral akvitedeki bir hastalığa ya da teşhis ve tedavi gerektiren ciddi bir sistemik hastalığa da bağlı olarak gelişmektedir. Dolayısıyla, tedavisi altta yatan nedene yönelik olmalı ve tedaviye başlamadan önce kokunun kaynağı bulunmalıdır.

Dil fırçalanmalı

Medicana Diş'ten Doktor Sinem Gümgüm, ağız kokusunun tedavisinde etkili metot oral hijyeni ve temel dental bakım ile periodontal sağlığın düzeltilmesi ve gerekiyorsa hastanın uzman hekime yönlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Dilin fırçalanması ağız kokusunu azaltmada diş fırçalamak kadar etkilidir. Dişlerden plağın uzaklaştırılması için pek çok ürün kullanılırken, üzerinde ağız kokusu oluşturan milyonlarca bakteri barındıran bir organın yani dilin temizliği ihmal edilmemelidir. Dil yüzeyinin temizlenmesi için plastik dil kazıyıcıları ve küçük fırçalar kullanılabilir.

Sebepleri

Ağız kokusunun nedenleri arasında görülen oral etkenler, genellikle şu şekilde belirtilmiştir:

* Kötü ağız hijyeni veya ilerlemiş diş eti hastalığı, çürükler gibi dental veya periodontal problemler

* Kirli protezler, apareyler, hatalı dental restorasyonlar (taşkın restorasyonlar, sızdıran kronlar) ve gıda birikim alanları

* Dilde aşırı bakteri kolonizasyonu

* Azalmış tükürük akımı

* Ağız dışı etkenler

* Sigara ve bazen içki

* Ağız kuruluğuna yol açan antikolinerjikler, antidepresanlar, diüretikler, antiparkinson ve kemoterapötik ajanlar

* Şeker hastalığı, mide problemleri, karaciğer hastalıkları, boğaz enfeksiyonları, sinüzit gibi birçok sistemik hastalık

* Birçok vitamin ve mineral eksikliği örneğin A vitamini, B12 vitamini, demir veya çinko eksikliği ağızda kurumayla birlikte mukozada fissürleşmeye yol açar ki bu da gıda ve doku artıklarının tutunmasına dolayısıyla halitozise katkıda bulunur.

* Birçok gıda ve içecekler, özellikle sarımsak ve soğan, geçici ağız kokusu yapabilir.

Yazı kaynağı <http://ladress.blogspot.com/2007/11/az-kokusunun-sebepleri.html>

 Diş ETI Çekilmesi

26 Kasım 2007 Pazartesi

UFO Isıtıcıların Çalışma Prensibi-UFO'nun Faydaları

Türkiye, elektrik tasarrufu sağlayan infrared (kızılötesi) ısıtıcılar ile 2002 yılında Ufo sayesinde tanıştı. Normal elektrikli ısıtıcılardan farklı olarak havayı değil, insanı ısıtan infrared cihazlar, sağladığı yüzde 82'lik tasarruftan dolayı büyük talep gördü. Ancak 2005'te taklitleri çıkmaya başladı.

Öyle ki büyük rağbet görmesinin etkisiyle infrared ısıtıcı üreten firma sayısı 80'i aştı. Çoğunluğu Çin malı olan ısıtıcılar, NNR İnfrared Teknoloji'nin patentini aldığı Ufo adıyla satılınca mahkemelik oldu. Ufo'nun üreticisi NNR'nin genel koordinatörü Abdullah Yeşil, yetkili servislerinin 'Ufo' diye satılan ürünlerle dolduğunu belirterek, "Akşam eve getirilip sabah çalışmayan ürünler var." diyor. Halkın kandırıldığını belirten Yeşil, 17 dava açtıklarını bildiriyor. "Ancak hukuki süreç çok uzun sürüyor. Davalarla uğraşmak bize yük oldu. Ticaret sicilinde kaydı yok; ama firma olarak gözüküyor. Dava açamıyorsun, muhatap bulamıyorsun. Hadımköy'deki fabrikamızın yakınlarında bir üretici varmış. Piyasayı dolandırıp ortadan kaybolmuş. Gelen hacizleri 'Ufo satıyormuş' diye bize getiriyorlar." şeklinde konuşan Yeşil, artık pes ettiklerini ve yeni dava açmadıklarını söylüyor.

Abdullah Yeşil, taklit firmalarla farklarını anlatırken, "Direnç telini özel yaptırıyoruz. Dünyada iki lider firma var, en iyisi olan Fransa'dakiyle çalışıyoruz. Isıyı maksimuma çıkarıyor. Öbürlerinde bu verim yok. Diğer firmalar telleri Çin'den getiriyor. Yansımayı yapan reflektörü de Çin'den getiriyorlar. Voltaj yüksekse standart elektrik kablosu dayanamıyor. Bunun için çok özel 1,5'luk kablo yaptırdık. Piyasadakilerin ömrü 4-5 ay. Bizim ise 8 yıla varıyor." diye konuşuyor. Ufo, 8 milyon doları bulan reklam bütçesinde halkı bilinçlendirmeye yönelik kalitesiz ürün temasını işliyor. Çocuklar Duymasın dizisinin 'Havuç'u Furkan Kızılay'ın rol aldığı reklamda Japon bir öğrenci de var. Yeşil, "Çin malını kötülemiyoruz, halkı bilgilendiriyoruz." ifadelerini kullanıyor.

Ufo'yu üreten NNR İnfrared Teknoloji'yi 4 mühendis kardeş kurmuş. Babaları taş ustası olan Kayserili Mustafa, Adem, Mehmet ve Abdullah Yeşil, okuyup mühendis olmuşlar. İki de kız kardeşleri var. Minare şerefelerinin taşı işinde usta olan babaları, hepsini okutmuş. Büyük ağabey Mustafa matematik mühendisi, bir küçüğü Adem elektrik mühendisi, onun küçüğü Mehmet ve Abdullah Yeşil ise makine mühendisi olmuşlar. Öğrencilik yıllarında işportacılık yapmışlar. Daha sonra ısıtma-soğutma, havalandırma işi yapmaya başlamışlar. Tekstil ve otomotiv sektöründe boya kurutma makineleri üretmişler. Tekstil terbiyesi konusunda infrared teknolojileri makinelere uygularken, aynı yöntemin ısıtma alanında da önünün açık olduğunu gören Abdullah Yeşil, "Müşterilerimizi dolaşırken büyük ve yüksek tavanlı fabrikaları ısıtmanın ne kadar zor olduğunu gördük. Havalandırmalar çalıştığında soğuk hava içeri giriyor ve içerideki havayı da soğutuyordu. Her yerde aynı problemle karşılaşınca infrared teknolojisini ısıtmada da kullanmaya karar verdik. İnfrared ürün, ışığın düştüğü yeri, yani nesneyi ısıtıyor. Havayı ısıtmadığı için özellikle insanların çok iyi ısınmasını sağlıyor. Önce fabrikaları ısıttık, şimdi evleri..." şeklinde konuşuyor.

Uzaylıları çağrıştıran Ufo'nun marka ismi ise evrensel bir algıya hitap etmesi, yüksek teknolojiyi çağrıştırması için tercih edilmiş. Yeşil, Ufo ile dünya markası olmak istediklerini vurguluyor. Bunun için araştırma ve geliştirmeye önem veren Yeşil, Ar-Ge'nin başına Siemens ve Philips'te çalışmış, infrared konusunda dünyada uzman olan Robert Messmer'i getirmiş.

1 milyon adetlik pazarın lideri Ufo

Türkiye'de infrared ısıtıcılar pazarı 1 milyon satışa ulaşırken, toplam ciro 150 milyon YTL'yi buldu. En büyük oyuncu Ufo'nun üretimi 600 bin. Yüzde 40'a yakınını ihraç eden firma, doğrudan 7, dolaylı yollardan 20 ülkeyi ısıtıyor. Rusya'da 1.700 şubeli bir mağaza zinciri ile anlaşan firma, beş yıldır Ukrayna'da faaliyet gösteriyor. Önceleri Laleli üzerinden gönderilen kalitesiz mallar sebebiyle oluşan 'Türk malı antipatisi'ni kırmak için ülkede 8 milyon dolarlık yatırım yapmış. Bayilik ve servis ağı oluştururken 1,5 milyon dolarlık reklam bütçesi ayırmış. 4 yıllık mücadeleyle olumsuz imajı düzelten şirket, şimdi Rusya, Romanya ve Polonya'ya odaklandı. Firma, Kuzey'deki ülkeler için Kırım'da 6 bin metrekarelik fabrika yatırımı yapıyor. Yıllık 200 bin adet üretim hedefleniyor.

Yeşil, iki yıl sonra quartz sobaların tarihe karışacağı görüşünde. Doğalgaza rakip değil, alternatif olduklarını ifade ediyor: "Doğalgazın yaygınlaşması bizi engellemiyor." Yılbaşından sonra elektriğe yapılması planlanan yüzde 15 oranındaki zam Ufo'yu endişelendirmiyor. Yeşil, "Elektriğe gelecek zammın elektrikli ısıtıcı pazarını küçülteceği kesin. Ama infrared ısıtıcı pazarı büyüyecektir. Çünkü enerji giderini düşürüyoruz." diyor.

Bin 700 kişilik istihdam sağlayan Yeşil kardeşlerin Ufo fabrikası Hadımköy'de kurulu. NNR ve Sun (yurtdışı) adında Ufo ürünlerini pazarladıkları pazarlama firmaları bulunuyor. Yine Hadımköy'de bulunan Emko, endüstriyel, tekstil makineleri imal ediyor. Alkimya adında antibakteriyel, leke tutmayan kumaş gibi kimyasal malzemeler, ürünler imal eden fabrikaları var. Ayrıca Türkiye'de bolca bulunan leonardidden organik gübrenin hammaddesi hümik asidi üretecek fabrika kurmaya hazırlanan grup, Kayseri'de inşa edilecek fabrikada 100 kişiyi istihdam edecek. Ağacın yaprağından, tomurcuğundan aynı ağacın fidanlarının üretileceği doku kültürü laboratuarı kurmaya hazırlanan grup, Kayseri'de 5 bin dönümlük arazide Napolyon cinsi kiraz üretip son turfandayı alacak. Grubun ayrıca Kayseri'de özürlü öğrencilerin özel olarak eğitildiği bir okulu da mevcut.

Ege ve Akdeniz'de tercih ediliyoruz

Ufo, güneş ısısını dünyaya getiren dalga boyunda ışık çıkarabilme özelliğine sahip. Güneş'in Dünya'yı ısıtma şeklinden esinlenerek geliştirilmiş. Işığı nereye düşerse orayı ısıtıyor. Havayı ve gereksiz bölgeleri ısıtmıyor. Yüzde 82 oranında enerji tasarrufu sağlayan ısıtıcıların, özellikle cami, restoran, fabrika gibi büyük mekanlardaki verimliliği 50 kata ulaşıyor. Bin metrekare kapalı alanı 7 metre yüksekliği olan bir fabrika bu teknolojiyle doğalgaza göre beşte bire kadar düşük maliyetli ısınma sağlıyor. Evlerde ise beş quartz sobanın ısıtamadığı oda bir Ufo ile ısıtılabiliyor. Açık alanları da ısıtabilen bir ürün olması sebebiyle bahçe, teras, balkon gibi alanlarda tercih ediliyor. Kapısı sık açılıp kapanan yerler ile havalandırması olan yerler için uygun bir sistem.

Abdullah Yeşil, 150'den fazla camiye tesisat kurduklarını söylüyor. 4-5 bin yeni liralık maliyeti var. Kombili evlerde bile kullanılıyor. Ayrıca, kalorifer geç ısıttığı için bu gibi sistemin kullanıldığı evlerde hemen ısıtması için bu cihaz tercih ediliyor. Türkiye'nin dört bir yanında 2 bin 700 satış noktasına ulaşan Ufo, en çok Akdeniz ve Ege bölgelerinde satılıyor. Abdullah Yeşil, bunun sebebini, "Ilıman iklim olduğundan doğalgaz gibi köklü ısıtma sistemleri yaptırılmıyor." şeklinde açıklıyor. 16 çeşit ürünü bulunan Ufo'nun (www.ufotr.com) evler için satılan modellerinin fiyatı 160-180 YTL civarında. Kumandalı modeller ise 230 yeni lira.

27 saniyede ısıtıyor

-Işıkla ısıtma sistemi olarak tanımlanan infrared, sağlıklı, verimli ve ekonomik ısınma sağlıyor.

-Isıyı diğer sistemlere göre yüzde 82 daha verimli iletiyor. Işığının ulaştığı yeri 27 saniye gibi çok kısa bir sürede, derinlemesine ve homojen ısıtıyor. Rüzgar ve hava akımından etkilenmiyor.

- Oksijeni tüketmediği için baş ağrısına yol açmıyor. Havadaki partikülleri yakmıyor, koku yapmıyor. Rutubeti önlüyor.

-Kuruluş ve işletme maliyeti ekonomik. Duvara, tavana ve alüminyum teleskopik ayağa kolay montaj ediliyor.

-Odun, kömür, petrol, tüpgaz, doğalgaz gibi yakıtlarla çalışan ısınma sistemlerindeki gibi yanma ve zehirlenme riski yok.

-İnfrared dalgaları sayesinde mikroorganizmaların ve bakterilerin çoğalmasını önleyerek hijyeniklik sağlıyor. Sağlık ve zindelik veriyor. Toksinlerin daha rahat atılmasına yardım ediyor. Gece uyurken biyokimyasal dengeyi ayarlıyor.

- Kas ve eklem ağrılarında, sırt ve bel ağrılarında; romatizma, siyatik, sinüzit, üst solunum yolları, astım rahatsızlıklarında ve fizik tedavisinde kullanılıyor.

-Hijyeniklik sağladığı için hassas kronik hastalığı olanların ve yeni doğan bebeklerin bulunduğu ortamların ısıtılmasında doktorlar tarafından tavsiye ediliyor.

Yazı kaynağı <http://ladress.blogspot.com/2007/11/ufo-stclarn-alma-prensibi.html>

15 Kasım 2007 Perşembe

En Çok Hangi Alanlarda Eleman Açığı Yaşanacak?

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından hazırlanan "Mesleki ve Teknik Ortaöğretim Kurumları Mezunlarının İzlenmesi Projesi (e-mezun)" araştırma raporunda 2008'de en fazla metal işleri, tesviye ve elektrik sektörlerinde nitelikli elemana ihtiyaç duyulacağı öngörüldü.

Araştırmada çeşitli sektörlerin duyduğu nitelikli eleman ihtiyacı belirlenirken, geleceğe yönelik tahminlerde de bulunuldu. Bakanlığa bağlı Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığınca yapılan araştırmaya, 24 ildeki 5 bin meslek lisesi mezunuyla 3 bin işveren katıldı. Araştırma kapsamındaki ankete katılan işverenlerin büyük bölümü nitelikli elaman bulmakta zorlandıklarını bildirdi.

Nitelikli elemana en çok imalat sektörünün ihtiyaç duyduğu belirlenen araştırmaya göre, işverenler elektrik, tesviye, metal işleri, elektronik, mobilya ve dekorasyon, motor, makine, kuaförlük kalıp bilgisayar ve otomotiv alanlarında yetişmiş eleman arıyor. Bu meslek dallarında en çok teknisyen, usta ve kalfaya ihtiyaç duyuluyor. Anketi dolduran işverenlerin eleman ihtiyaçlarının 137 sektöre dağılması dikkat çekiyor.

2008 YILI TAHMİNLERİ

Araştırmada yıllara göre işverenlerin ihtiyaç duyduğu meslek alanlarındaki elaman sayıları verilirken, 2008 yılı ihtiyaçları da tahmin ediliyor. Buna göre 2008'de en çok aranacak meslekler arasında ilk sırada metal işleri (191 çırak, 156 kalfa, 200 usta, 518 meslek lisesi mezunu, 48 tekniker, 13 mühendis), ikinci sırada tesviye (181 çırak, 190 kalfa, 260 usta, 410 meslek lisesi mezunu, 42 tekniker, 28 mühendis), üçüncü sırada ise elektrik (177 çırak, 170 kalfa, 164 usta, 338 meslek lisesi mezunu, 74 tekniker, 46 mühendis) yer alacak. Bunların ardından mobilya ve dekorasyon ile makine, en fazla elemana ihtiyaç duyan sektörler olacak. Tekstil, iş makineleri, seyahat acenteliği gibi meslekler ise 2008 yılında talep görmeyecek.

Sonuçlara göre, işverenlerin çoğu, meslek lisesi mezunlarını, gelişen teknolojiye ve iş ortamına daha çabuk uyum sağlamaları ve alanlarında gördükleri mesleki bilgi ve becerilerin işletmelerdeki üretim çalışmalarıyla bağlantılı olması nedeniyle tercih ediyor.

İşverenlerin bir kısmı ise mesleki bilgi, beceri, tutum ve alışkanlıklarının yetersizliği nedeniyle mesleki teknik okul mezunlarını işe almıyor.

İşverenler, elemanlarını, ya işletmede staj yapan öğrencilerden ya da tanıdık vasıtasıyla gelenler arasından seçiyor ve onlara verimli, disiplinli çalışma ve yaptıkları işin önemine göre ücret veriyor.

Yazı kaynağı <http://ladress.blogspot.com/2007/11/en-ok-hangi-alanlarda-eleman-yaanacak.html>

Iş Arama Siteleri

14 Kasım 2007 Çarşamba

AIDS'ten daha öldürücü MRSA virüsü

Son yıllarda okullarda, spor salonlarında, kışlalarda, hatta çocuk yuvalarında giderek daha sık görülmeye başlanan bir mikrop var. Bu, kısaca MRSA adıyla bilinen, stafilokok ailesinden penisilinlere dirençli bir bakteri türü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta yazdı.
Bu bakterinin yol açtığı enfeksiyonlar daha çok hastanelerde veya yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalarda görülüyor. Ancak, MRSA' nın 10 yıldan beri giderek artan oranlarda hastanelerde yatan hastalar dışında sağlıklı insanlarda da hastalık yapabildiği ortaya çıkmaya başladı.
İstatistiklere göre, MRSA' nın etken olduğu enfeksiyonların yüzde 15' i hastane dışında meydana geliyor. Bu enfeksiyonlar çoğu zaman tehlikeli olmayan deri veya yumuşak doku iltihabı şeklinde karşımıza çıksa da, zaman zaman ölümcül tablolar da gelişebiliyor.
Bir şeyi yok diye evine gönderiliyor
Mesela, geçtiğimiz günlerde Virjinya' da 17 yaşında lise son sınıf öğrencisi bir genç MRSA' nın sebep olduğu bir enfeksiyon sonucu hayatını kaybetti. Önce, yan ağrısı şikayeti ile bir hastaneye başvuran ancak bizde de gazetelerde sık sık okuduğumuz gibi ‘önemli bir şeyi olmadığı' söylenerek evine gönderilen genç, üç gün sonra ağırlaşarak tekrar hastaneye götürülüyor ve yapılan incelemelerde böbrek, akciğer, karaciğer ve kalp kaslarında MRSA' nın yol açtığı iltihap ve apseler saptanıyor. Yoğun bakıma kaldırılan ve suni solunum uygulanmaya başlanan hasta birkaç gün içinde hayatını kaybediyor.
New York' da 12 yaşında bir ortaokul öğrencisinin de MRSA enfeksiyonu sonucu ölmesi üzerine okul idareleri paniğe kapıldılar. Enfeksiyonun görüldüğü çevredeki okullar kapatılarak bakterinin yayılmasının önlenebilmesi için dezenfeksiyonun yapılmaya başlandı.
MRSA aslında bir hastane mikrobu
Amerika' da yayınlanan bir rapora göre tedavi için hastaneye yatan her 1000 hastanın 50 kadarı, yani yüzde 5' i bu bakteriyle karşılaşıyor. MRSA' nın 2005 yılında 94 bin insanın hastalanmasına ve bunların 19 bininin ölümüne yol açtığı biliniyor. Asrın vebası olarak nitelenen AİDS' den bir yılda ölenlerin sayısının 17 bin olduğu dikkate alınırsa, bu bakterinin önemi herhalde daha iyi anlaşılacaktır.
Bu ölümlerin çoğu, hastanelerde veya diyaliz merkezi, bakımevi gibi sağlık kuruluşlarında tedavi gören, bağışıklık sistemi zayıf olan yaşlı kişilerde ortaya çıksa da, hastane dışında birbirleri ile yakın temas içinde olanlar, özellikle sporcular, askerler ve hapishanede bulunanlar da risk altındalar.
Bakteri deriden bulaşıyor
MRSA, nezle ve gripte olduğu gibi öksürük ve hapşırma ile havaya saçılan virüslerle solunum yoluyla değil, deriden deriye temasla bulaşıyor ve derideki çizik, çatlak ve yaralar bulaşmayı kolaylaştırıyor. Bakteri ile kirlenmiş eşya ve yüzeylerden de bulaşma mümkün, ancak bu daha seyrek rastlanan bir durum.MRSA, sağlıklı insanlarda antibiyotik kullanılmadan da düzelebilen sivilce veya çıban şeklinde deri iltihaplarına sebep oluyor.
Ancak, bazı durumlarda bakterilerin buradan kana karışarak akciğerlerde ve diğer organlarda enfeksiyona yol açması da mümkün.
El yıkamak çok önemli
MRSA enfeksiyonlarının önlenmesi mümkün. Bunun için en önce, derilerinde sivilce veya çıban olanların mutlaka bir doktora görünmeleri ve tedavi olmaları gerekiyor.
Bulaşma açısından da ellerin sık yıkanması en önemli tedbir; özellikle de biriyle temas ettikten sonra. Başkalarına ait havlu, tarak, tırnak makası, tıraş makinesi, diş fırçası… gibi şahsi eşyalar kesinlikle kullanılmamalı. Derideki kesik ve sıyrıklar mutlaka temiz bir bandajla kapatılmalı. Derilerinde yara olanlara kesinlikle temas edilmemeli.mynet

13 Kasım 2007 Salı

Saçlarımın dökülmesini nasıl engelleyebilirim?

Banyo yaptıktan veya saçlarımı fırçaladıktan sonra çok miktarda saçım dökülüyor. 30 yaşındayım ve kel olmak üzereyim. Ne yapabilirim?
Saç dökülmesi kadın erkek herkes için en büyük sıkıntı nedenlerinden biridir. Saç tellerinin dökülmeden önce ömürleri 5 yıldır. Ama kaşlarımız sadece 3 ay yaşar. Her saç teli ayda yaklaşık 1 cm uzar. Her gün bir miktar saç dökülmesi normaldir. Eğer duş aldıktan sonra her seferinde küvette bol miktarda saç görürseniz, sakın kel olduğunuzu zannetmeyin. Günde 50-100 tane saç telinin dökülmesi çok normaldir. Konu saç dökülmesi olduğunda, akla gelen bazı sorular vardır. Bu soruların yanıtlarını bilerek hareket etmek, bu sorunla mücadelede size yardımcı olacaktır...
ÖNCE NEDENİNİ BULUN
* Saç dökülmesine neler neden olur?
Ağır bir hastalık veya ameliyattan 2-3 ay sonra saçlarınız aniden dökülmeye başlayabilir. Bunun nedeni geçirdiğiniz stresli dönemdir ve bu durum geçicidir. Hormonal sorunlar da saçların dökülmesine yol açabilir. Guatr hastalıklarında da saç dökülmeleri olur. Bunlar da tedaviyle düzelir. Öte yandan birçok kadın, doğum yaptıktan 3 ay sonra saçlarının dökülmeye başlamasından dert yanar. Bu da geçici bir durumdur. Kanser ilaçları, doğum kontrol hapları, antidepresanlar ve fazla A vitamini de saç dökülmesi yapar. İlaçlar kesildiğinde saçlar yeniden çıkar. Saç derisinin mantar gibi iltihapları veya şeker gibi hastalıklar da dökülmelere neden olabilir. Bu yüzden beklenmeyen saç dökülmesi hallerinde, bu durumun altında başka sorunların yatıp yatmadığı araştırılmalıdır.
* Erkek tipi kellik nedir? Bu kalıcı bir durumdur ve erkeklerde saç dökülmesine yol açan başlıca durumdur. Genellikle kalıtsaldır. Ne kadar erken yaşta başlarsa, o kadar fazla olur. Alındaki saç çizgisinden başlar ve kafanın tepesinde genişler. Kadın tipi kellik ise, saçın yaygın olarak seyrelmesi anlamına gelir.
* Tedavisi var mıdır? Nedenine göre vardır. Eğer bunu kullandığınız ilaç yapıyorsa, kesilince düzelir. Bir enfeksiyon veya hormon hastalığı var ise, bunların tedavisi ile geçecektir. Nedeni bilinmeyen erkek ve kadın tipi dökülmeleri yavaşlatmak için bazı ilaçlar mevcuttur. Ancak bunlar doktor tavsiyesiyle kullanılmalıdır. Faydaları 6 ay sonra ortaya çıkar. Bu yüzden sabırlı olmalısınız. Önlem ve tedaviler işe yaramazsa, son çare olarak saç ekimi, suni saç veya peruklar kullanılabilir. Bu yöntemlerin modern uygulamaları başarılı sonuçlar vermektedir.
RİSK HEP VAR
Şampuanların ya da kremlerin saç çıkarıcı etkisi var mıdır? Saç dökülmesi hakkında etraftan duyduğumuz şeylerin birçoğu doğru değildir. Bunların başında şampuanların ve kremlerin saç çıkarıcı etkisi olduğu gelir. Oysa bu tür ürünlerin ne saç çıkarıcı, ne de saçı güçlendirici bir etkileri yoktur. Çok sıkı at kuyrukları veya sıcak bigudiler saçları döker. Çok sık ve sert fırçalamak saçları kuvvetlendirmez, tam tersine dökülmeyi artırır. Sık sık yıkamakla saç dökülmez. Saç kurutucular veya sıcak fırçalar da dökülmeyi arttırır. Saç boyası, perma veya spreylerin ise zararı yoktur. Ayrıca babanızın çok saçının olması, sizin kel olmayacağınız anlamına gelmez.(Dr. Metin Okucu)

10 Kasım 2007 Cumartesi

Gripten korunmanın yolları

Havaların soğumasıyla grip vakaları tekrar kendini göstermeye başladı. Uzmanlar, 9 basit tedbirle gripten korunacağını belirtiyor.
İHA muhabirinin www.hekimce.com sitesinden derlediği bilgilere göre, uzmanların tavsiyeleri şöyle:
"- Ellerinizi sık sık yıkayın: Ellerinizi yıkamak sizi birçok bulaşıcı hastalıktan olduğu gibi gripten de koruyacaktır. Bunun yanısıra bakterilerden korunmak için kullandığınız telefon ahizelerini ve çalışma masası gibi yüzeyleri düzenli olarak dezenfekte etmelisiniz.
- Grip olan arkadaşlarınıza yaklaşmayın: Çevrenizde grip olan kişilere çok yaklaşmamaya ve telefon, bardak gibi eşyaları ortak kullanmamaya dikkat edin.
- Mevsime göre giyinin: Sonbahar-kış aylarına uygun kalın ve yünlü kıyafetleri tercih edin. Fakat terli kalmanın da hastalıklara davet çıkaracağını göz önünde bulundurun.
- Düzenli egzersiz yapın: Vücudunuzun mikroplara karşı dirençli olması için bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz gerekiyor. Düzenli yapılan egzersizin ise bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkisi olduğu biliniyor. Bunun için gün içinde kısa da olsa egzersize zaman ayırmaya çalışın.
- Beslenmenize dikkat edin: Bağışıklık sisteminizin zayıflamaması için düzenli ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Tek yönlü beslenmeden kaçınarak bol bol sebze ve meyve tüketin. Yetersiz uyku, aşırı alkol ve sigara tüketiminin de bağışıklık sisteminizi zayıf düşüreceğini unutmayın.
- Bal: Bal ve pekmezin soğuk havalarda vücudun ısınmasına yardımcı olarak grip ve benzeri hastalıklara karşı koruyucu özelliği olduğu biliniyor.
- Yoğurt: Sağlıklı beslenmenin en önemli gıdası olarak tanınan yoğurt, araştırmanın sonuçlarına göre soğuk algınlığını önlüyor. Kaliforniya Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı çalışmaya göre, her gün yoğurt yiyen kişiler kışın daha az hastalanıyor.
- Domates çorbası: Amerikan Klinik Gıda Gazetesi'ne göre, sağlıklı yaşam için domates vazgeçilmez yiyecekler arasında bulunuyor. Domates ağırlıklı beslenenlerin enfeksiyonla mücadelede dirençli oldukları belirtiliyor.
- Sarımsak: Sarımsak, grip virüslerinin vücutta çoğalmasını engelleyen allicine ve aliin maddelerini bol miktarda içeriyor. Dolayısıyla günde 3-4 diş çiğ sarımsak yemek, gripten koruyor."

22 Ekim 2007 Pazartesi

Askerlik Kanunu Değişiyor, Tecil 2 Yıla Çıkıyor

Bakanlar Kurulu, tecil şartlarını değiştiren tasarıyı Meclise sundu. Tasarıya göre, lisans eğitimini tamamlayanlara 2 yıl, yüksek lisans eğitimini tamamlayanlara ise 1 yıl askerliğini tecil etme hakkı tanınıyor. Tasarının genel gerekçesinde, mevcut uygulamadaki lisans eğitimini tamamlayan yükümlüler, askerliklerine karar alınmasını müteakip 8 ile 15 ay arasında değişen süreler sonunda silah altına alındığını, bu sürelerin staj, yüksek lisans, doktora veya ihtisas sınavlarına katılabilmeleri ve Kamu Personeli Seçme Sınavını kazananların işe başlamaları için yeterli olmadığı bu sürenin 2 yıla uzatıldığı kaydedildi.
Askerlik Kanunu'nda önemli değişiklik: Üniversite sonrası tehir 2 yılı çıkıyor
Askerlik Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı, TBMM Başkanlığına sunuldu. Tasarıya göre, lisans eğitimini tamamlayanlara 2 yıl, yüksek lisans eğitimini tamamlayanlara ise 1 yıl askerliğini tecil etme hakkı tanınıyor.
Disiplinli ve başarılı erbaş ve erlere ise mevcut izinlerine ek olarak 7 gün izin verilmesi öngörülüyor.
Kanun tasarısına göre, 4 yıl veya daha uzun süreli yükseköğretim kurumlarından veya bunların dengi olduğu kabul edilen okullardan mezun olan yükümlülerin askere sevkleri, istekleri halinde mezuniyet tarihinden itibaren 2 yıla kadar, yüksek lisans eğitimini tamamlayan yükümlülerin askere sevkleri ise 1 yıla kadar tehir edilecek.
Yurt dışındaki öğrenim kurumlarından mezun olanlara, talepleri halinde, denklik işlemlerini tamamlayabilmeleri için ayrıca 1 yılı geçmemek üzere sevk tehiri hakkı tanınacak.
Askerlik hizmetinin gerektirdiği görev ve yükümlülükleri yerine getirme konusunda gayret ve çalışmaları sonucu emsalleri arasında üstün başarı gösteren erbaş ve erlerden, muvazzaf askerlik hizmetleri boyunca, disiplin amiri, disiplin mahkemesi veya askeri mahkemelerden herhangi bir ceza almamış olanlara, asgari Tugay Komutanlarının onayı ile 7 güne kadar ilave izin verilecek. İlave izinlerin usul ve esasları Genelkurmay Başkanlığınca belirlenecek.
Radyoaktif ışınla çalışan erbaş ve erlere, radyoaktif ışınla yaptıkları 1 yıl hizmete karşılık 30 gün sıhhi izin verilecek. Bu hizmetin 1 yıldan az ya da çok olması durumunda verilecek izin süresi, 30 günlük izin süresine orantılı olarak belirlenecek.
Tasarının genel gerekçesinde, mevcut uygulamadaki lisans eğitimini tamamlayan yükümlüler, askerliklerine karar alınmasını müteakip 8 ile 15 ay arasında değişen süreler sonunda silah altına alındığını, bu sürelerin staj, yüksek lisans, doktora veya ihtisas sınavlarına katılabilmeleri ve Kamu Personeli Seçme Sınavını kazananların işe başlamaları için yeterli olmadığı bu sürenin 2 yıla uzatıldığı kaydedildi.
Gerekçede, askerliğin temelinin disiplin olduğuna vurgu yapılarak, disiplin ihlalleri yapanların cezalandırılması yanında, disiplinli erbaş ve erlerin ödüllendirilmesi gerektiği belirtildi.
Ayrıca, askerlik hizmetleri süresince kanun, yönetmelik, yönerge ve emirler çerçevesinde kendilerine verilen görev ve yükümlülükleri yerine getirmede üstün gayret göstererek başarılı olan yükümlü erbaş ve erlerden, birlik içerisinde disiplinli davranışlar sergileyenleri ödüllendirerek motive etmek, disiplin ihlalleri yapma eğiliminde olanların ise bu davranışlarını kontrol altında tutmalarını sağlamak ve caydırmak için ilave izin müessesesi getirildiği kaydedildi.

24 Ağustos 2007 Cuma

Kangal Anadolu Çoban Köpeği


DOG. Kangal Köpeğinin tarihçesini araştırdığımızda en küçük bir belgeye rastlayamadık. Kangal köpeği hakkında çeşitli rivayetler söz konusudur. Bir rivayete göre M.Ö. Asurlular ve Babilliler zamanında türediği, aslan ve kaplan gibi vahşi hayvanlara karşı korunmak, savaşlarda yararlanmak amacıyla büyük bir özenle yetiştirildiği anlatılmaktadır. Bu köpeğin çok rahat bir şekilde aslanı mağlup ettiği söylenmektedir.

İkinci bir rivayete göre, Hint mihracesinin Osmanlı padişahına (Yavuz Sultan Selim veya 4. Murat’a) bir köpek hediye etmesiyle başlamaktadır. Sarayda bulunan ve aslanla boğuşan bu köpek aslanı öldürüyor. Böylece padişahın nazarında büyük bir ilgi görüyor. Osmanlı ordusu doğu seferine gelişinde Kangal Deliktaş dolaylarında köpeğin kaybolduğu ve bütün aramalara rağmen bulunamadığı, Kangaldaki köpeklerin bu köpeğin soyundan türediği rivayetler arasındadır.

17.Yüzyılda Evliya Çelebi Seyahatnamesinde aslan kadar kuvvetli olarak tarif ettiği bu köpeklerden bahsetmektedir. Osmanlı İmparatorluğu kurucularının bu köpeği beraberlerinde Anadolu’ya getirdikleri ve Osmanlının Avrupa`ya yayılmasıyla çoğu Avrupa Çoban Köpeğinin de bu ırktan türediği sanılmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi arşivlerinde, Kangal köpeklerinden bahsedilmekte pedigrili yetiştiriciliği yapıldığı bahsedilmektedir. Kangal Çoban Köpeklerinin bu kadar eskilere dayanan tarihi geçmişten günümüze kadar irk özelliklerini bozmadan gelebilmesini, geçimini koyunculuktan sağlayan çiftçilerin en güvenilir dostu olmasına ve Dünya köpek ırkları arasında kurtlara karşı koyabilen tek köpek ırkı olmasına bağlanmaktadır.

Kangal köpekleri en zor iklim ve çalışma şartlarında verilen görevi cani pahasına yerine getirirler. Bakım ve beslenme şartları diğer köpek ırklarına göre daha basit ve ekonomik olması Kangal ırkı köpek neslinin devamını sağlamıştır. (ilimsel.com)

31 Temmuz 2007 Salı

Türkiye'deki Gerginlik

Neden ülkemiz bu kadar geriliyor diye düşündüğümde aklıma mantıkla şeyler gelmiyor. İyi şeyler düşünmek istiyorum fakat sistemin içerisindeki insanların, kurumların yapmış oldukları açıklamalara baktığımız zaman çıkar savaşlarının olduğunu görüyorum. Ben isterdim ki bu çıkarların ülkemiz menfaatleri doğrultusunda olsun ama öyle olmuyor. Kime sorarsanız sorun bu ülkeyi çok sevdiğini, bu ülkenin çıkarlarını koruduğunu veya koruyacağını söylemektedir. Hem de namusu ve şerefi üzerine yemin ederek.
Tabi bu yapmış olduğumuz yorum genel itibariyle bir değerlendirmedir. Elbetteki ülkemiz çıkarlarını koruyan insanların sayısı da az değildir. Yakın zamanda geçirmiş olduğumuz seçimlerde seçmenin yoğun katılımıyla ve vermiş olduğu cevapta bu ülkenin çıkarlarının korunması yönünde olduğu kanaatini taşımaktayım. Siyasi partilerin büyük çoğunluğu da bunu anlamış gözükmektedir. Tek üzüldüğüm taraf, neredeyse bu Cumhuriyetimizle yaşıt olan ve isminde halk bulunan partinin yöneticilerinin bunu hala anlamak istemeyişleridir. Yöneticilerinin diyorum çünkü seçmeninin bunu anladığına inanmaktayım, daha doğrusu seçim sonuçları bunu bize göstermektedir.
Eğer CHP ve sayın Baykal önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde düzgün bir siyaset izleyemezse, önümüzdeki dönemde hem partinin hemde kendi siyasi geleceğinin önüne bir set çekmiş olacaktır. Bunun sonuçlarını da kendi seçmenine anlatamayacaktır.
DP ve MHP halkın vermiş olduğu cevabı algılamışlar ve halkın gerçek yargı organı olduğunu kabullenmişledir.
Kısaca ülkemizi germenin ne bu halka nede kurumlara hiçbir yararı olmamıştır, olmayacaktır.
S.Demir
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Blog Arşivi